Aklım Almıyor, Anlamakta Zorlanıyorum Doğrusu

canim-oglum

Her gece olduğu gibi yatmadan önce babası kısa turunu attırmıştı.

Kapının önünde durdu, ayaklarını temizledik. Sonra da poposunu… Sokaktan eve dönünce sevinçten kuyruğunu öyle bir sallardı ki, izleyenin gözleri dönerdi hızından…

Ama o gece sanki eve gelmek istemezmiş gibi bir hali vardı…

“Gel Oğlum, bak geç oldu, uyuyacağız…” falan gibi laflar fayda etmeyince, eşim eliyle çekerek aldı içeri…

Sıcak ve yoğun bir iş gününün ardından ‘Oğlum’u dahi daha fazla şımartacak halim yoktu…

Külçe gibi attım kendimi yatağa…

Bir-iki saat ya uyumuşuz, ya uyumamışız… Oğlum rahat vermiyor bir türlü…

Karyolanın etrafında dört dönüyor; uzun burnuyla bir eşimi, sonra da benim yanıma gelip, bir beni ittiriyor.

Sanki “Ne olur kalkın…” der gibi hüzünlü hüzünlü ağlıyor…

Uyutmayacak belli…

“Çişin yok, kakan yok, karnın tok… Daha ne istiyorsun be Oğlum…” diye söylenerek önce eşim kalktı ayağa…

“Acaba bir yeri mi ağrıyor” diyerek ben de yatağın üzerine oturdum…

Oğlum giderek daha da huysuzlanmıştı. Yerinde duramıyor, çıldırmış gibi bir o yana, bir bu yana koşuşturuyordu. Cılız ağlama sesi, artık yerini gür bir havlamaya bırakmıştı.

Tam da o anda yatak odasının penceresinden içeri dolan karanlık, tuhaf bir ışımayla parladı…

Sonra toprağın rahminden gelen bir uğultu ile yerin ayaklarımın altından kaydığını hissettim…

Evet deprem oluyordu…

Koridorun sonundaki iki odadan birinde yeni evlenen büyük oğlum eşi ile, diğerinde de küçük oğlum uyuyordu.

Panik ile koridora çıkmaya uğraşıyordum, ama öyle bir sarsıntı vardı ki, odaların kapılarına ulaşmam sanki bir asır sürmüştü.

17 Ağustos 1999; gece yarısı 45 saniye süren Marmara depremini öncesinden başlayarak saniye saniye yaşadık.

Oğlum’un depremden yaklaşık 2- 2,5 saat öncesinde eve girmek istememesi, depremin olacağını hissetmesinden kaynaklandığını elbette sonra anladım.

xxx

Biraz araştırdım, okudum. Bu konuyla ilgili bilim insanları, tarihçiler, akademisyenler de bir sürü laf söylemişler…

Mesela; Prof. Dr. Tamer Dodurka, “Deprem habercisi olarak köpeklerin tepkilerine güvenebilir miyiz” başlığını taşıyan bir makalesinde şöyle diyor.

“BİR DOĞA OLAYI OLAN DEPREMİN ÜRETTİĞİ ELEKTROMANYETİK ALANIN, ALGILAMA KAPASİTESİ İNSANDAN ÇOK FAZLA OLAN BİRÇOK HAYVANI, DAHA DEPREM TESİRİ OLUŞMADAN BİRKAÇ GÜN ÖNCEDEN DAHİ İRKİLTTİĞİ ÇEŞİTLİ BİLİMSEL GÖZLEMLERLE ORTAYA KONULMUŞTUR. BU NEDENLE BU TÜR CANLILARIN DEPREM HABERCİSİ OLMA ÖZELLİĞİ TARİH BOYUNCA ARAŞTIRMACILARIN ZİHNİNİ MEŞGUL ETMİŞTİR.”

Bir tek bu değil, bir sürü bilgi ve belge de var. İlk belge tarihçi Diodorus Siculus’a ait. Siculus’a göre MÖ. 373 yılında Yunanistan’daki Helice depremi sırasında bir liman kenti olan Korint sular altında kalmadan beş gün evvel fare, yılan ve gelincikler kenti terk etmişler.

Yine,1755 Lizbon, 1960 Fas, 1963 Üsküp, 1971 Izu-Ohshima, 1975 Çin, 1977 İtalya, 1978 İran-Tabas, 1989 Santa Cruz, 1995 Kobe, depremlerinin hepsinde, hayvanlarda deprem oluşmadan birkaç gün evvelinde başlayan garip hareketler kaydedilmiş.

17 Ağustos depreminden sonra yapılan araştırmalarda, deprem öncesi bini aşkın sıra dışı olaydan bahsedilirken bunların %50’sinin hayvanlarla ilgili olduğunu görüyoruz..

xxxx

Şimdi yine Ağustos ayı içindeyiz…

10 gün sonra yine depremi hatırlamaya ve konuşmaya başlarız, başlamasına da… Deprem kuşağında bulunan Türkiye’nin, depremi sadece 17 Ağustoslar’da anımsaması ne büyük bir boşvermişliktir bir türlü aklım almıyor…

Büyük İstanbul depreminin kaçınılmaz olduğunu bile bile  şehirdeki toplanma alanlarını bile imara açmak ne büyük bir yanlıştır, bu hırsı da anlamakta zorluk çekiyorum…

Bu boşvermişlikler ve yanlışlar silsilesi içinde işimizin sadece hayvanlardan gelecek erken uyarıya kalmamasını dileyerek, 17 Ağustos depreminde kendi yakınlarım da dahil olmak üzere hayatını kaybeden herkesi rahmetle anıyorum…

Yorumlar