Doğanın Tekerine Çomak Sokup Durmayın!

Daha önce de izlemiştim ya, dün yine 2010 yılında Fethiye-Hisarönü’ndeki beton havuzdan kurtarıldıktan sonra Born Free tarafından rehabilite edilerek 9 Mayıs 2012’de yeniden özgürlüklerine kavuşan iki yunusun özgürlük anını izledim.

Kahramanları projeye “Maviye Dönüş” adını vermişler.

Tam bir ‘Özgürlüğe Dönüş’tü benim o videoda gördüklerim. Uyum sürecinde barındırıldıkları havuzda sanki salınıvereceklerini biliyormuş gibi beklerlerken, bir anda aralanan ağlardan denizin enginliğiyle buluştu iki yunus. Önce biri, ardından da diğeri mavinin derinliklerine dalıp gözden kayboldular. (izlemek için tıklayın)

Bundan böyle sırt yüzgeçlerine yerleştirilen vericiden izleneceklerdi ihtimal.

Videonun ilerleyen görüntülerinde denizde dala çıka yüzdüklerini seyrettim uzaktan.

Bedenleri doğalarıyla birleşmiş ve üzerlerine ait oldukları yerde olmanın keyfi gelmişti.

Tom ve Misha 2006 yılında Türkiye sularında avlanmışlardı. Önce Kaş’taki bir deniz kafesine, oradan da Fethiye’de küçük bir beton havuza hapsolmuşlardı. Gelen tepkiler üzerine park 2010 yılında kapatılmıştı. Parkın kapatılmasının ardından Tom ve Misha hasta ve zayıf bir halde bulunmuşlardı.

Ve sonrası da yazının başında bahsettiğim süreç.

****

Düşünüyorum da; koskoca bir bedenin var, engin denizlerde yüzmek için yaratılmışsın, güçlü yüzgeçlerin seni iki darbede kapatıldığın havuzun karşı duvarına ulaştırıyor, deliler gibi yüzmek istiyorsun, yüzemiyorsun…

Ağzına atılacak birkaç balık için insanların isteklerine çaresizce boyun eğiyorsun. Onlar senden ‘insan’ gibi davranmanı bekliyorlar. Senin başka bir cins olduğunu ve ancak kendin gibi olduğun zaman mükemmel olduğunu anlamıyorlar.

İlla ki insan davranışları sergileyeceksin. Onu da doğru düzgün beceremeyeceksin. O hallerinle de seni izleyenleri güldürüp eğlendireceksin.

Oysa ortada bir eğlence varsa her iki tarafın da eğlenmesi gerekmez mi?

Bir taraf ızdırap çekerken diğer taraf kahkahayı basıyorsa bu neyin eğlencesi?

Bunun bir adım ötesi arenadaki boğa güreşleri ya da kölelerin aslanlara yem edilişinin zevkle izlenmesi…

Hayvanat bahçelerinde doğal olmayan ortamlarda yaşamaya çalışan hayvanlar bir yanda, sirklerde malzeme edilen hayvanların çaresiz halleri öte yanda.

Zaman zaman ‘bakıcısını parçalayan hayvan’ haberlerini duyarız hani.

İnsanların patlamış mısır eşliğinde tepine tepine izlediği o numaralar için o hayvanların ne eziyetler gördüklerini varın siz tasavvur edin.

****

Canlılar, sınırlandıkları ve doğalarının gereklerini yaşayamadıkları zamanlarda ya dibe vurup çürüyorlar ya da zincirlerini kırıp hem kendilerine, hem çevrelerine zarar veriyorlar.

Kökleri derinliklere inmek isteyen bir ağacı küçücük bir saksıya hapsedin bakalım. Dalları göğe uzanmak isteyen ağacı basık tavanlı bir odaya yerleştirin.Ormanın kralını devasa ormandan alıp daracık bir kafese kilitleyin.

Kaslarındaki enerjiyle koşup coşmak isteyen bir köpeği topraktan uzak bir beton balkona zincirleyin.

Evde baktığınız ve ağaç bulamadığı için tırnaklarını koltuğunuzda törpüleyen kedinizin tırnaklarını kökünden çektirin.

Kuyruğunu, kulağını kestirin. Bunlarla da yetinmeyin, abuk subuk kıyafetler giydirip, üstüne bir de kameraya çekip hayvanı maskara edin.

Sıkıldığınız ya da artık taşıyamadığınız anda da kapının önüne koyuverin.

Hayvanlar bir yana, 70’lerin iç parçalayıcı Kökler dizisindeki gibi Afrika’nın biçare insanını zincirlere vurarak kendinize köle edin.

****

İnsanların da diğer canlılar gibi içlerinde var olan kudretlerini kullanmasına ve doğanın ona bahşettiklerini yaşamasına izin verilmediğinde metabolizmaları bozuluyor. Onlar da ya şartları kabullenerek içine kapanıp çürüyor ya da sınırları zorlayıp, engelleri atlayıp özgürlüğe koşuyor.

Sınırları hem zorlayıp hem aşamayanlar ise korkunç bir işkence içerisinde yaşıyor.

Sonuç; mutsuz ve bedbin bir hayat…

İnsan, 1-2 metrelik mesafe uçucusu bir tavuk gibiyse eğer kapatıldığı kümeste yaşamaktan hicap duymuyor.

Lakin o; 4 metreye varan kanat açıklığı ile çok uzun saatler havada kalabilen ve bu özelliği ile okyanusu bir baştan bir başa geçebilen bir albatros ise eğer, kümeslere sığmıyor.

Sen onun kaçacağından ve dönmeyeceğinden korkup kilit üzerine kilit vuruyorsun ya, işte hepsi onunla uçabilecek kanatların olmadığından.

Yasaklar koyacağına ve onu kendi zevklerinde boğacağına ya sen de kanatlarını güçlendir ya da bırak uçsun gitsin.

Gitsin ve ister geri gelsin, ister gelmesin…

Habere Oy Ver

0 puan
Artı Oy Eksi oy

Toplam oy: 0

artı oy: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Eksi oy: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Bu içerik 'Ajanimox İçerik' bölümüyle oluşturulmuştur. Hadi sen de bize katıl. İlk içeriğini oluştur!

Yorumlar