En Büyük Armağan

Sabah yaşadığımız travmadan sonra, günün tamamına yakını yarı sersem şekilde geçti. Akşam üzeri zili çalan kapıyı açtığımda ise gözlerime inanamadım. Onun yaşıyor olmasından öylesine mutlu olmuştum ki, gözyaşlarımı tutamadım.

sggsd

Gecenin zifiri karanlığında eşimle birlikte defalarca taradık karanlık bahçeyi. Gelen köpek iniltisini ara ara ikimiz de duyuyorduk ama. Nereden geldiğini bir türlü bulamayınca pes edip aramaktan vazgeçtik.

Sabah gün yeni ağarmaya başlamıştı. Aşağıdan gelen telaşlı seslerle uyanıp, balkona çıktık. Üç güvenlikçi minik beyaz bir kanişin üzerine eğilmişler, biri elindeki telsizle beden dilinden anladığım kadarıyla durumu belli ki amirine anlatıyordu. Diğer ikisi ayağa kalkınca yerde acı acı inleyerek, hareketsiz yatan miniğin boynunun kan içinde olduğunu fark ettim.

Gece gelen iniltinin sahibi bu köpekti  demek..

Hızla aşağıya indik. Durumu hiç iyi gözükmüyordu. Canı çok yanıyor olmalı ki, insanın içini dağlıyordu çıkardığı ses..

Köpeğin hangi daireye ait olduğunu bilen de yoktu.

‘Her evde ne hayvan var, yönetimde şeceresi tutuluyor’ diye bize verilen bilginin de göstermelik bir söylemden öte olmadığını bu olayla birlikte anladık.

İki kez ilçe barınak veterinerliğini aradım. Ancak hem veteriner, hem de nakil aracı henüz iş başı yapmadığı için; oradan olumlu bir cevap alamadım.

Ha keza özel klinikler de öyle… 7/24 diye sosyal medyada bangır bangır reklam yapanlardan bir ikisini de aradım… Tele sekreter masal anlatıyor!…

Gün iyice ışımıştı artık, olaya eklenen meraklı sayısı da giderek artıyordu. Görevliler olay ile ilgilendiklerini belirterek, biz site sakinlerinin dağılmasını rica etti…

Birer ikişer yaralı kanişi orada bırakıp başından ayrıldık.

Yukarı çıkıp, balkondan izlemeye devam ettim.

Görevliler bir iki dakika daha telsizle konuştular. Sonra başka bir görevli, bir mukavva kutu getirdi. Minik kanişi sarsmadan; özenle içine koydular…

Bu özenli davranışın içimde yarattığı ferahlama hissi maalesef kısa sürdü. Ben hayvancağızın tedavi için götürüleceğini zannederken, onlar kutuyu karşı köşede bulunan çöp kutularının kenarına bırakmasınlar mı…

Beynimden vurulmuşa döndüm.

Yine dışarı koşturduk.

Barınağı yeniden aradım “Biz getirsek bakacak kimse var mı?” diye…

Küçük oğlum araba ile erkenden çıkmıştı…

Köşedeki taksi durağına baktık, taksi yoktu…

Bizi panik içinde oradan oraya koştururken gören komşular, olayın ne olduğu öğrendikten sonra, arabalarına binip, işlerinin yolunu tutuyorlardı.

Oğlumu geri çağırdık.

Eşimle birlikte miniği alıp gittiler…

Geldiklerinde oldukça gergin ve mutsuz görünüyorlardı…

“Yaşamaz” demiş veteriner serum bağlarken. Boynunun kırık olabileceğinden söz etmişler…

Oğlum ayakkabılarını çıkarırken bildiği bütün bedduaları arka arkaya sıralıyordu…

Saat öğleye varmak üzereydi. Sinirden ve biraz da açlıktan elimiz ayağımız titriyordu. Daha kahvaltı bile yapmamıştık. Yiyecek bir şeyler hazırlamak için ayağa kalktığımda kapı çaldı.

Açtım.

Genç bir adam; sesi titrek, çok mahçup. Yüzü sapsarı… Kelimeleri birbiri ardına dizerken yutkunuyor…

Anladığınız gibi gelen, minik kanişin sahibi. Olayın tanıkları bize yönlendirmişler. Bir sürü bağırıyoruz genç adama. Sonunda da nereye götürdüğümüz bilgisini ve kiminle görüşmesi gerektiğini söyleyip gönderiyoruz…

xxxxx

Sabah yaşadığımız travmadan sonra, günün tamamına yakını yarı sersem şekilde geçti. Akşam üzeri zili çalan kapıyı açtığımda ise gözlerime inanamadım.

O genç adam, kucağında minik kaniş ile kapıda duruyordu.

Adının Rocky olduğunu öğrendiğimiz minik kanişi barınak veterinerliğinden alıp, her zaman gittikleri kliniğe götürmüş. İlk söylenenin aksine boynunda kırık yoktu Rocky’nin. Doku ve kas yırtılmaları ile atlatmıştı bu büyük badireyi…

Büyük diyorum; çünkü Rocky camın körüğünden dışarı çıkmak istemiş, büyük olasılıkla ilk darbeleri de o esnada almış ve 7. kattan duvar kenarındaki neredeyse 2 adam boyundaki çalıların arasına düşmüştü. Biz onu gece yerde ararken, o çalıların arasındaymış meğer. Sabah da nasıl olduysa yere düşmüş.

Çok kan kaybetmiş elbette. Birkaç gün gidip, gelecekmiş kontrole…

Genç komşu yine kelimeleri dizerken yutkunuyor; bu kez minnettar.. “Size bir borcum var mı?” diye soruyor…

Ne borcu kardeş, ne borcu…

Dünyaları verseler o an, o kadar sevinmem imkansız.

Rocky’nin yaşıyor olması; günün en büyük armağanıydı benim için. Öylesine mutlu olmuştum ki; sevinçten gözyaşlarımı tutamıyordum.

Habere Oy Ver

0 puan
Artı Oy Eksi oy

Toplam oy: 0

artı oy: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Eksi oy: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Yorumlar