Ada Yaşamı Hayvanların Boyutlarını Değiştiriyor

Yapılan bilimsel araştırmalara göre adalardaki yaşam, büyük hayvanların küçülmesine, küçük hayvanların ise büyümesine sebep oluyor.

Yeni bir çalışma ile doğru olduğu yönünde bir kanıt daha elde edilen ‘ada etkisi’ olayı; (örneğin; hobit türü Homo floresiensis‘te olduğu gibi) memelilerde gözlemlenen bir adada yaşamaya başladıklarında veya tür içi popülasyonların bir adada yaşamaya başladıkları zaman vücut proporsiyonlarında meydana gelen değişimleri temel almaktadır.

ada-4 Ada Yaşamı Hayvanların Boyutlarını Değiştiriyor

Dünya tarihi boyunca, adaların birçok değişik hatta alışılmışın dışında görüntüye sahip türlere ev sahipliği yaptığı  bilinmektedir. Örneğin Kör-dişli Dev Karayip Faresi (İng. Giant Hutia) veya tür ismi ile Amblyrhiza Inundata görülmektedir. Anguilla ve Saint Martin adalarında yaşamış olan bu tür, bir gine domuzu çeşidi olmakla birlikte bir kara ayı büyüklüğündedir.

Bunun yanı sıra, cüce filler de ancak bir metre yüksekliğe sahip olarak boyutları değişmiş ada türlerinden biridir ve yaklaşık 1.000 yıl önce yok olmuştur. Bu fenomen ‘ada etkisi’ veya ‘ada kuralı’ olarak bilinmekte ve bir adaya izole oldukları zaman büyük vücutlara sahip hayvanların küçülmesini; daha küçük hayvanlarında da büyümesini açıklamaya çalışmaktadır.

İlk kez 1964 yılında J. Bristol Foster tarafından Nature‘da yayımlanan “The evolution of mammals on islands” (Adalarda memeli evrimi) başlıklı makalede ortaya atılan teori, o günden beri evrimsel biyologların inceleme alanlarından biri olarak varlığını sürdürmüştür.

Ada Etkisi Gerçek Mi?

Ada etkisinin ilginç örneklerinden birisi ‘amblyrhiza inundata’ bir Gine domuzu cinsi olmasına rağmen bir kara ayının boyutlarına sahip olmasıdır.

Teoriye getirilen eleştirilerde, bu etkinin kendi kurduğumuz bir yanılsama olduğuna, olmayan bir yerde bile kalıplar ve paternler görme, algılama veya sanma eğilimimizden çıkarılmış bir mit olduğuna odaklanılıyor. Ancak Aarhus University’den biyologlar, gerçekleştirdikleri çalışma ile bu savı geçersiz kılabilmeyi umuyorlar.

Araştırmacılar çalışmalarında, insanlar henüz kendi popülasyonlarını dünyaya yaymaya çalışırken, yani son 130.000 yıl öncesinden bugüne yaşayan ve yok olmuş memelilerin büyüklüklerini analiz etti. The American Naturalist‘te yayımlanan çalışma ‘ada kuralı’nın bir mit olmadığını ve gerçek temellere dayandığını ortaya koydu.

İnsan Etkisi Sonucu Yok Oluşlar Araştırmaya Dahil Edilmeli

Ada kuralına karşı görüşlerin geliştirilebilmesinin önünü açan şeylerden birisinin, daha önceki çalışmalara, insan etkisi ile vuku bula yok oluş olaylarının ve verilerinin dahil edilmemesi  veya edilememesi’ olduğunu öne süren Danimarka’daki Aarhus University’de bulunan Institute of Bioscience’da post doktora araştırmacısı olan Soren Faurby, yürüttükleri araştırmaya dair şu açıklamada bulundu: “Çalışma gösteriyor ki, insan-etkili yok oluşları hesaba katmadan dünyayı anlamlandırmamız çok zor olacaktır. Ada etkisi; evrimsel yol, kalıp veya paternleri anlayabilme yetimizi, çevreye olan kendi etkimizin etkilediğini gösteriyor.”

İsviçre, University of Zurich’te ada biyolojisi üzerine çalışan ancak bu yeni araştırmaya dahil olmayan Dennis Hansen da meslektaşı Faurby ile aynı görüşte. Hansen’e göre çalışmanın en önemli sonuçlarından birisi; yok olmuş hayvanları dahil etmeden hiç bir evrimsel patern üzerine çalışma gerçekleştirilmemesi gerektiğidir.

Bununla birlikte, eski insanların veya ilk insanların naif, ilkel olduklarını ve doğa ile birlikte yaşadığını düşünmeyi de bırakmamız gerektiğini belirten Hansen; bunun özellikle de adalarda hiç doğru olmadığını söylüyor.

“Ne zaman bir adaya insanlar gider, yerleşir veya yaşamaya başlarsa; adadaki çok büyük bir fauna çok hızlı bir biçimde yok olmuştur.” diyor Hansen.

Yarasalar Dahil Edilmemeli

Birçok biyolog ada etkisi üzerinde çalışırken yarasaları da dahil ediyor ancak Faurby’ye göre bu bir hata.

Yarasalar adalarda yaşarken boyutlarını değiştirmemiştir ve hatta çoğu zaman ada kuralına karşı bir kanıt argümanı olarak kullanılmaktadır. Faurby, yarasaları dahil etmedikleri araştırmalarında; ‘ada etkisi’nin geçerli ve uygulanabilir bir teori olduğunu gözlemlediklerini belirtti. Hansen de ‘ada etkisi’ üzerinde çalışırken, yarasa gibi hayvanların manasız olacağı konusunda Faurby ile hem fikir ve ada etkisinin varlığı üzerindeki her şüphenin artık ortadan kaldırılması gerektiğini öne sürüyor.

Judy Loven, a U.S. Department of Agriculture Animal and Plant Health Inspection Service wildlife biologist, said bats can invade older buildings, and the best way to evict them is by sealing up the building's holes in the fall. Bat droppings can become a medium for hystoplasma spores, which can cause respiratory infections and, in some cases, blindness. Bats also can transmit rabies to humans. (Photo/U.S. Department of Agriculture) Ada Yaşamı Hayvanların Boyutlarını Değiştiriyor

Hansen’in konu ile ilgili açıklaması şöyle : “Yarasalar, diğer uçamayan memeliler gibi adalarda izole olmamıştır. Ne var ki, ada etkisini muhtemel kılan şey, ada ekosistemlerinin izole olmasıdır. Artık bu kuralın tersini düşünenlerin gerçekten çok güçlü argümanlara sahip olması gerekiyor.”

Özellikle de yarasaları dahil eden araştırmalara dayanan şüphecilerin buna ihtiyacı olacak gibi görünüyor, çünkü neden yarasaların dahil edilmemesi gerektiği üzerine son derece güçlü ve haklı argümanlar var.

Kaynak: BilimFili.com “Adalar, Hayvanların Boyutlarının Değişmesine Neden Oluyor

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Yorumlar

Photoshop’tan Çıkmış Gibi Duran Birbirinden Renkli 15 Hayvan

Photoshop’tan Çıkmış Gibi Duran Birbirinden Renkli 15 Hayvan

Yeni Dostluklara Yelken Açmak

Yeni Dostluklara Yelken Açmak