Canlarımıza Gözü Gibi Bakan Veteriner Hekim: Murat Şaroğlu

Türkiye’de uzmanlık alanı göz olarak kurulan tek klinik olan Veteriner Göz Merkezi fikrinin sahibi, kurucusu ve veteriner hekimi olan Prof. Dr. Murat Şaroğlu ile hayvan sağlığı hakkında konuştuk.

murat5

RÖPORTAJ: Bengü Yılgür  FOTOĞRAF: Şafak Tanrıverdi

Murat Şaroğlu, evde birlikte yaşadığımız ve sokakta yaşayan dostlarımız için neler yapabileceğimizi ve neleri yapmamamız gerektiği hakkında açıklayıcı bilgiler verdi. Hastalıklarda erken teşhisin önemini vurgularken hayvan sahiplerine bilinç konusunda önemli görevler düştüğünü belirtti.

Kendinizden biraz bahseder misiniz? Veteriner hekimlik mesleğini tercih etmenizin özel bir sebebi var mı?

Aileden gelen bir hayvan sevgisi var. Bu birçok meslektaşımda olduğu gibi benim de meslek tercihimde etkili oldu. Onun dışında neden ‘göz’ olduğu noktasında, göz zor olduğu için tercih ettim. Zoru başarmak gibi bir yapım var ve tercihimde bu etkili oldu. Üniversite 3. sınıftayken birçok meslektaş adayı ne yapacağını bilmezken ben cerrah olmaya karar vermiştim. Cerrahinin içerisinde de gözü seçtim. Bir de rahmetli bir hocamız vardı, göz ile özellikle ilgilenirdi. Onun da biraz etkisi oldu.

Benim dedem 80’li yıllarda katarakt ameliyatı olmuştu. Tabi o zamanlar teknoloji bu kadar gelişmiş değildi. Ameliyat sonrası yaşadığı komplikasyon sebebiyle görme özürlü kaldı. Ömrünün son 20 yılında görme engelli yaşadı, bizi göremedi, büyüdüğümüzü izleyemedi. Bu tabi biraz bilinçaltımda göze olan merakımı artırdı.

Ankara Üniversitesi’nden 1993’te mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi’nde doktoraya başladım. 1999’da doktoram bitti. Tez konum, göz hastalıkları üzerineydi. Bu arada iki kez Almanya’ya gidip geldim. Münih’teki deneyimlerim benim için önemli. Çünkü Türkiye’de veterinerlik konusunda göz oldukça zayıftı. Göze olan teorik merakım, ilgim orada görsel bir karşılık buldu ve taşlar yerine oturmaya başladı. Doktoram bittikten sonra gözle ilgili çalışmalarıma devam ettim. En önemli şansım üniversitede çalışıyor olmak, öğretim üyesi olmaktı. Çünkü çok sayıda hasta görme şansım oldu. Sorunları gördükçe onları çözmekle ilgili yeni bir şeyler geliştirme, dünyada neler yapılıyor, biz niye yapamıyoruz gibi soruların peşine gidelim derken yıllar geçti. Gözün dışındaki konularda da cerrah birikimim olmasına rağmen göz hep benim başlıca konumdu.

2005 yılında doçent oldum. Üniversitede çalışmaya, dersler vermeye, ameliyatlara girmeye devam ettim fakat bir yerde artık üniversiteye sığamadığımı fark ettim. 2012’de profesör oldum. Biraz beklettiler beni. Bir engelim yoktu ama malum Türkiye’de başarı her zaman cezalandırılıyor. Daha gençsin diye biraz oyaladılar. Daha yürüyeceğim bir yer kalmamıştı doğrusu. Oraya sığamamaya başlayınca sadece göz cerrahisi yapılacak bir merkezin Türkiye’de hayata geçmesi zaten çok uzun yıllardır hayalimdi. 2012’de kliniği kurmadan önce bu hayalimden kendi meslektaşlarıma bahsettiğim zaman bile çok fantastik, hayalperest bir düşünce olarak değerlendirdiler. Cerrahi hocası arkadaşlarımdan bile bıyık altından gülenler oldu. “Gözle bir klinik dönmez. Niye sadece göz? Sen cerrahsın, iyi de bir cerrahsın niye diğer şeyleri bir kenara atıyorsun?” derken ben “En iyi bildiğim şeyi yapmak istiyorum” dedim. Derli toplu, randevulu çalışmak istiyorum. Hastalarımın hepsine ayrı konsantre olmak istiyorum. Neticede sadece bilgi ve deneyimi değil aynı zamanda teknolojiyi de bu çatı altında birleştirdik ve Veteriner Göz Merkezi’ni kurduk. Aralık ayında 5 seneyi doldurmuş olacağız.
Ayrıca gözün bir avantajı var. Kalabalık ekip gerektirmeyen bir alan. Mikroskop altında hastanızla baş başasınız. İkinci bir ele yer yok zaten.

murat2

Çocukluğunuzda, aile hayatınızda hayvanlarla aranız nasıldı?

Sürekli bir hayvanımız oldu. Sadece kedi ve köpek değil atmacasından martısına, civcivinden kertenkelesine kadar… Benim kardeşim de öyledir mesela. Aileden gelen bir hayvan sevgisi var. Dayılarımdan biri sürekli kanarya beslerdi, öbürü güvercin meraklısıydı. Her meslektaşta öyle olması gerekiyor diye bir savım yok ama ben en azından onun avantajını yaşadım diyebilirim.

Uzmanlık alanı olarak göz seçmeseydiniz, hangi bölümü tercih ederdiniz?

Göz seçmeseydim ya nöroşirurji (beyin ve sinir cerrahisi) ya da kalp seçerdim. Yine zor oldukları için herhalde. Ortopedi, yumuşak doku cerrahisi yaptık yıllarca. Cerrahinin şöyle bir durumu var. Yaptığınız şeyin sonucunu kısa sürede görebiliyorsunuz ya da yaptığınız şeyin sonucunu görebiliyorsunuz. Örneğin bir yara düşünün. Yarayı karşı karşıya getirebilecek şekilde bir araya getirebiliyorsanız bir hafta-10 gün içerisinde şifayı kısa sürede gözlemleyebiliyorsunuz.

Dahiliye biraz kapalı bir kutu. Orada çok farklı şeyler gerekiyor ve yaptığınız şeyin sonucunu hemen göremeyebiliyorsunuz. Son yüzyıldır cerrahi, doktorlar içerisinde popüler.

Cerrahi bir ustalık, bir zanaat gibi. İnsan cerrahisiyle hayvan cerrahisi paralel yürümüştür. At cerrahisi ve insan cerrahisi birlikte gelişti. Hatta bazen hayvanlara insanlardan daha çok önem verilmiştir. Çünkü at varsa bir yere gidilebiliyordu. Bizim kültürümüzde hekimlik, hayvanlarla özellikle atla başlayan bir süreç.

Türkiye’de uzmanlık alanı göz olarak kurulan tek yer sadece Veteriner Göz Merkezi mi?

Evet. Diğer uzmanlık alanları var. Şöyle var. Cerrahi merkezi var. Ankara’da bir başka hocamız ortopedi ve cerrahi merkezi kurdu. Kimse tek bir alana yoğunlaşmıyor. Burayı kurarken şöyle bir hayalim vardı: İdealizm sadece üniversitede olmaz, meslek içerisinde de birilerine örnek olabilirsiniz. Seminere gittiğim, tanıştığım birçok genç meslektaşım (sadece gözle ilgili değil) bir uzmanlık merkezi kurmaya özeniyor, imreniyor. 5 yıl geçmesine rağmen hâlâ bir kardiyoloji, nefroloji merkezi yok mesela. Cerrahi merkezi dediğinizde göz de, kulak da, ortopedi de, nöroloji de içinde var. Alan olarak spesifik olmasını istiyorum, teşvik ediyorum. Efe Onur diye bir öğrencim ve meslektaşım, benim de teşvikimle Veteriner Diş Merkezi kurdu.


“İki tane kargada katarakt ameliyatı yaptım. Biri tabiata tekrar görerek döndü”


Veteriner Göz Merkezi’nde hastalarınız sadece kedi ve köpekler mi oluyor?

Hayır. Başka pet hayvanları da geliyor. Hamster, tavşan vs. Onun dışında atlar da ilgi alanımız içerisinde. Yoğunluk sebebiyle gidip dışarıda muayene yapamıyoruz ama bazı at pratiği yapan meslektaşlar bize danışıyorlar. İki tane kargada katarakt ameliyatı yaptım. Biri tabiata tekrar görerek döndü. Diğeri beslenme sorunları nedeniyle ameliyattan uzun bir süre sonra öldü. Tür farklılığımız yok aslında.

murat4


“Halk arasında şöyle bir yanlış algılama var. Şeker verirsen kör olur. Şeker verdiniz diye hayvan kör olmaz da şeker ve karbonhidrat ağırlıklı dengesiz beslerseniz…”


Beslenme-göz sağlığı arasında nasıl bir ilişki var?

Değişen koşullar, iyi beslenme, hasta sahiplerinin ilgisi, bilinçli olması hayvanların yaşam süresini uzattı. Eskiden 15 yaş deyince çok fazla derken artık köpeklerde 16-17-18 yaşları görüyoruz. Kedilerde daha da fazla.

Halk arasında şöyle bir yanlış algılama var. Şeker verirsen kör olur. Şeker verdiniz diye hayvan kör olmaz da şeker ve karbonhidrat ağırlıklı dengesiz beslerseniz kör olma riski artar. Tıpkı biz insanlarda olduğu gibi sürekli hamburger ya da makarna yediğinizi düşünün. Genetik olarak bir yatkınlığı varsa köpek fazla şekerle diyabet yani şeker hastası olur. Eğer köpek şeker hastası olursa kaçınılmaz bir şekilde 6 ay içerisinde katarakt başlar ve o tip katarakt çok hızlı gelişim gösterir. Düzensiz beslenme köpeklerde diyabete, diyabet de katarakta yani görme kaybına yol açıyor.

Tüketim olarak kuru ya da yaş mamalara mı bağlı kalmak lazım yoksa insan gibi düşünüp mamasına daha mı özen göstermek lazım?

Ben bir beslenme uzmanı olmadığım için çok yorum yapmak istemem. Ama şunu söyleyebilirim. Bir canlı ister kuru mama yesin ister ev yemekleriyle beslensin mutlaka bütün gıda gruplarını dengeli şekilde almalıdır. Protein, karbonhidrat, yağ ve vitamin hepsi alınmalı. Özellikle antioksidan içeren şeyler. C ve E vitamini her diyette olması gerekiyor.

Doğada hayvanlar içgüdüsel olarak ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar. Sokakta yaşayan, çöplükten beslenen hayvanlar değil. Gerçek doğada, vahşi yaşamda hayvanlar tuzu düştüğünde yani enerjisiz, halsiz hissettiğinde gidip bir kaya tuzunu yalayıp tuz ihtiyacını karşılayabiliyor ya da şeker ihtiyacında çürümüş bir meyveyi yerden yiyebiliyor. İçgüdüsel olarak halledebiliyor. Onların metabolizması daha farklı işliyor.

Beslediğimiz canlılar bizim verdiklerimize mahkum olduğu için olabildiğince dengeli beslemek gerekiyor ama birçok aile tek yönlü yani sadece protein odaklı besliyor. Örneğin bu sadece kıyma yiyor başka bir şey yemiyor, sen hep kıyma verirsen kıyma bekler. Mesela insanlar da her gün aynı yemeği mi yiyor? Her gün antrikot yese belirli bir zaman sonra protein fazlalığından gut hastası olur.

Ben bu bilinçteyim ama köpeğimiz o bilinçte değil. Hasta sahiplerinin bilinçli davranması gerekiyor. Aman zaten kuru mama yemiyor deyip ev gıdalarıyla beslemeye çalışıyorsanız o zaman da onu dengeli hazırlamanız gerekiyor. Eğer bunu yapamıyorsanız kuru mama yemesi daha iyidir.


“Kurulduğumuz günden beri şöyle bir prensip kararımız var. Sokaktan sahipsiz bir hayvan bulunduğu, getirildiği zaman ameliyat ücretlerinde % 50 indirim yapıyoruz”


Gözde en sık karşılaştığınız vakalar ve hayvan sahiplerinin bu konuda özellikle dikkat etmesini önerebileceğiniz bir şey var mı?

Birçok hastalık yaygın. Örneğin sokak kedilerinde enfeksiyon çok yaygın. Bizim önemli bir hasta portföyümüzü sahipsiz hayvan oluşturuyor. Çünkü klamidya, mikoplazmaherpes gibi enfeksiyonlara maruz kalıyorlar ve bunlara bağlı olarak gözleri delinme aşamasına kadar gelebiliyor. Kurulduğumuz günden beri şöyle bir prensip kararımız var. Sokaktan sahipsiz bir hayvan bulunduğu, getirildiği zaman ameliyat ücretlerinde % 50 indirim yapıyoruz. En azından insanlar o hayvana ‘ışık vermek’, ağrısını dindirmek istiyorlar. Ama göz ameliyatları pahalı ameliyatlar. Biz teşvik edelim ki burası sadece evlerdeki ‘sahipli’ hayvanlara hizmet etmesin. Sokaktaki canlılara da bunu yayalım. Görmeyen bir canlıya ışık veriyorsak onun mutluluğu, huzuru… Her şey para değil, bizim için bu çok önemli…
Bunun dışında ırk yatkınlığına bağlı olarak gelişen göz hastalıkları çok sık geliyor. Mesela ülkemizde artık Pekinez, Pug, Shih tzu gibi ırklar çok popüler, sevilen ırklar. Onlarda çok göz travmaları geliyor ya da anatomik yapılarından kaynaklanan, gözlerinin kolay rahatsızlanmasından kaynaklanan kornea problemleri çok yaygın oluşuyor. Kedilerde yine basık burunlu Pers kedilerinin yatkın olduğu bir takım hastalıklar var. Kornea nekrozu gibi. Ameliyatla tedavi edilebilen bir hastalık bu… Yaşlanmayla ortaya çıkan katarakt… Kedi ve köpeklerdeki katarakt durumunda bir farklılık var. Köpeklerde yaşlılığa bağlı ya da diyabetik katarakt daha çok görülürken (özellikle 10 yaş üzeri köpeklerde), kedilerde genellikle 1 yaş altındaki genç kedilerde oluşuyor. Çünkü ya yeterince anne sütü almamış oluyorlar -protein yetmezliğine bağlı ya da yine genç yaşlarda geçirdikleri bir takım enfeksiyonların komplikasyonu olarak katarakt gelişebiliyor. Golden Retriever cinsi köpek ırkında doğuştan katarakt da çok sık rastlıyoruz. Irk ve anatomik yapıları sebebiyle bazı hastalar daha yatkın oluyor.

murat1


“Delinmiş göz bitmiş göz değildir. Bize çok fazla delinmiş göz geliyor. Ameliyatla önemli bir miktarını kurtarabiliyoruz”


Sokakta yaşayan kedilerin gözlerini kaybetmemesi için önceden alınabilecek bir önlem var mı?

Hepimiz bakıyoruz ama dikkatli bakmıyoruz. Birçok hayvansever dikkatle bakıyor. Dikkatlice bakıldığı zaman eğer bir kedi gözünü normalden fazla kısıyorsa, aşırı bir göz akıntısı varsa, ışığa baktığında gözünü kırpıştırıyorsa, gözlerinde bir renk değişimi varsa yani saydam olması gereken korneasında bir matlık, perde, göz kapaklarında aşırı kızarıklık varsa bu birbirinden farklı birçok göz hastalığının belirtisi olabilir. Aslında bunu sadece sokaktaki hayvanlar için değil hayvan sahipleri için de öneririm.

Sokaktaki hayvanlar için üşenmeyip örneğin aşırı akıntısı olan bir kediyi veterinere götürüp onun tavsiye ettiği bir antibiyotikli damlayı kullanırsa sorun büyümeden çözülebiliyor. Erken müdahale çok önemli… Göz öyle bir şey ki bir problem başka bir problemi doğuruyor ve reaksiyonlar zincirleme gidiyor.

Korneada bir yara, iki üç hafta içerisinde antibiyotik ve bir yakalıkla çözülebilecekken yakalık takmamaktan dolayı bile hayvan kendini kaşırsa o gözü delebiliyor, ameliyatlık olabiliyor ya da gözünü kaybedebiliyor.

Delinmiş göz bitmiş göz değildir. Bize çok fazla delinmiş göz geliyor. Ameliyatla önemli bir miktarını kurtarabiliyoruz. İyileşme süresi kimi hastalıklarda uzun sürüyor. 6 aya kadar varabiliyor. Kimi hastalıklarsa iki üç haftada iyileşebiliyor. Problemin ne olduğuna bağlı… Bu işte sabır çok önemli.

İnsanların da yapması gerekenler var. Biz istediğimiz kadar iyi ve doğru ilacı yazalım ilaçlar kullanılmadığı taktirde sorun yaratıyor. Yakalığa çok önem veriyoruz. Hasta sahibi gidiyor. Yemek yiyemiyor, daraldı, şunu bir çıkartsam diyerek yakalığı çıkartıyor. Delinmeye yakın bir göz ilaç tedavisine zorlarken hayvan bir anda kendini kaşıyor, tırnağıyla korneasını yırtabiliyor. Yaşanan komplikasyonların önemli bir kısmı da hastayı kendinden koruyamama ya da hasta sahiplerinin dikkatsiz davranışları sonucu oluşuyor. Hasta sahiplerinin bilinç durumu çok önemli.

murat6

Hayvanlar adına gerçekleştirilen herhangi bir projede yer aldınız mı ya da proje yaptınız mı?

Bundan 5 sene önce Şişli Belediyesi’yle beraber çalıştım. 150 kadar hayvana 5-6 hafta kadar göz muayeneleri ve ameliyatları yaptım. 1997-98 yılında Hayvanları Koruma Cemiyeti‘nde başkanlık yaptım. Vaktimiz olmadığı için yapamadığımız çalışmaları sahipsiz hayvanlara ameliyatlarda % 50 indirim yaparak telafi etmeye çalışıyoruz. Her yerden hasta geliyor. Şehir dışarıdan gelen önemli bir hasta portföyümüz var. Yaptığımız en güzel kampanya burayı kurarken sahipsiz hayvanlar adına kazancımızdan vazgeçmek oldu.
20 sene önce “Hayvanları Koruma Cemiyeti” başkanlığı yaptığım zamanlarda kısırlaştırıp, tedavi edip aşılayıp, aldığımız yere bırakıyorduk. Bunu bilen komşu belediyeler de hayvanları bizim oraya bırakıyorlardı. Bunda hiçbir değişme yok. Her şeyden önce bir vatandaş olarak bırakın hekim olmayı hayvanları, hayvan haklarını savunan, koruyan bir yasa getirilmesini isterim. Ama şuna inanıyorum. İstediğiniz kanunu getirin, istediğiniz projeyi oluşturun uygulamalar tamamıyla insanların vicdanı ve merhametiyle sınırlı. İstediğiniz kadar büyük tesis kurun o barınağın içinde merhametli işçileri yerleştirmediğiniz sürece o hayvanların vaziyeti yine zayıf…

4 Ekim Dünya Hayvanlar Günü için veteriner hekim Murat Şaroğlu’nun bizlere mesajı…

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Yorumlar

‘Dikkat Köpek Var’ Levhalarını Trolleyen 10 Hayvan

Barınak Çalışanı: Hayvanlar Talimatla Zehirlendi