in

Çöpün Üzümü, Üzüm’ün Ryuk’u ve Diğer Şeyler

Hani denir ya “her şer’de bir hayır vardır” diye.  Üzüm ve Ryuk’un hikayesi tam da bunu  doğruluyor.  Şimdilerde sosyal medyanın en ünlü kedileri onlar… Ama hikayeleri sosyal medyadan çok önce Sevgili İnsanı Yaşar Murat Taşkale’yi seçmeleri ile başladı. 

Üzüm ve Diğer Şeyler

RÖPORTAJ: GİZEM CEREN PİRİ


Çöp konteynerinde ölüme terkedilmişken hayatı kurtulan Üzüm ve yine geçirdiği trafik kazası nedeniyle sağ arka bacağına platin takılan sokak kedisi Ryuk…

Onların hikayesi  kötü başlayıp mutlu sonla biten bir film gibi… Her filmde olduğu gibi, bu hikayenin de bir iyi bir de kötü kahramanı var. Kötü karakterler, gerçeğin sahnesine hiçbir zaman çıkamadıkları için, bu hikayede de eylemleri var ama kendileri yok. Onlar kötülük yaptıklarını zannederken aslında iyiliklerin en büyüğünü yapmışlar Üzüm ve Ryuk’a. Onları sevgili insanı Yaşar Murat Taşkele’yle karşılaştıran tesadüfün ta kendisi olmuşlar.

Yaşar Murat Taşkale sayesinde önce hayata dönüyor, sonra da ünlü oluyorlar. Kalemi ve espri anlayışı kuvvetli Yaşar Murat Taşkale’nin açtığı facebook sayfası sayesinde, o kadar çok seviliyorlar ki, oyuncaktan tutun da çeyizlik bardak setine kadar hayranları tarafından gönderilen hediyelerle dolup taşıyor ev. Sosyal medyanın en ünlü kedileri Üzüm ve Ryuk’un şimdi bir de kitapları var. “Üzüm ve Diğer Şeyler”… Kitapta, Yaşar Murat Taşkale’nin yazdığı eğlenceli diyaloglar ve bu “ünlü ikilinin” fotoğrafları yer alıyor.

Kitap bahane. Bizim peşinde olduğumuz ise, bir kedinin insanı olmanın nasıl bir şey olduğuna anlamak. Bu bahane ile Üzüm ve Ryuk’un sevgili insanı Yaşar Murat Taşkele’yle çok güzel bir söyleşi yaptık. Einstein derki, “Tesadüf Tebdil-i kıyafet gezen Tanrıdır” Derinlerden gelen o cılız sesi duyup geçenlerden ya da onu çöp konteynerine atanlardan olmayan Yaşar Murat Taşkele’nin hayatına neler kattıklarını konuştuk.

146x

Üzüm ve Ryuk’un Sevgili İnsanını çok merak ediyoruz. Tanıyabilir miyiz sizi?

Doğma büyüme İstanbulluyum. İstanbul Üniversitesi’nde felsefe okudum. Çok farklı işlerde çalıştım. Uzun yıllar müzisyenlik yaptım. Gitar dersi verdim. Bir dönem bar işletmeciliği yaptım. Sonra farklı farklı bir çok işte çalıştım. Bir yayıncılık geçmişim de oldu. Bir dergi çıkardım 1 yıl kadar. 8 yıldır da yazılım danışmanlığı ve proje yöneticiliği yapıyorum. Üzüm ve Ryuk’la ilgili profesyonel bir şey düşünmedim.


Tesadüf Üzüm’ü getirdi!


Önce Üzüm’le nasıl tanıştığınızı soralım.

Üzüm’le çalıştığım şirketin otoparkında tesadüfen karşılaştık. 2011’in Ağustosuydu. Bir sabah işe gittiğimde otoparkta arabayı park ettim. Sesini duydum önce. Çöp konteynerinden tiz bir yavru kedi sesi geliyordu. Ses çok derinlerden geliyordu. Eğildim baktım, ama ilk bakışta göremedim. Çöplerin altında kalmış çünkü. Sonra simsiyah bir şey gördüm. Sanırım kan ve makine yağına bulanmış, kuyruğu kopma noktasına gelmişti. Ağır yaralıydı. Kardeşiyle birlikte bir makineye sıkıştığını söylediler. Kardeşi oracıkta ölmüş, ölür diye onu da çöpe bırakmışlar, 3 gündür de çöpteymiş. Israrlı bağırışlarını duyunca aldım hemen ve bir veterinere götürdüm. Orada da “büyük ihtimal yaşamaz” dediler. Kuyruğu parçalanmıştı kestiler. Küçük kaldı biraz. 10-15 gün kadar yoğun bakımda kaldı. Sağlıklı şekilde veterinerden çıktı ve o günden beri sağlık sorunu olmadı.

DSC_0280

Ryuk hayatınıza nasıl sızdı?

Üzüm bize geldiğinde evde bir erkek kedim vardı. Onunla birlikte yaşıyorlardı. Çok güzel bir ilişkileri oldu. Üzüm hep onun peşindeydi, şimdi Ryuk’un Üzüm’e bağımlı olması gibi… Ama ne yazık ki onu kaybettik. Üzüm geldikten 6 ay sonra öldü. Kedim 1.5 yaşında falandı, böbrek rahatsızlığı oluşmuş. Üzüm onu çok severdi. Ölünce çok üzüldü.

Kedi üzülür mü?

Gerçekten onu bilemiyorum ama, benim gördüğüm ve hissettiğim oydu. Uzun zaman yemek yemedi. Tüyleri döküldü. Neredeyse derisi tamamen görünüyordu. Bir de ben eve yavru kedi getirirdim geçici olarak, gelir giderdi, sahiplendirirdik. Üzüm onları çok severdi, hepsini yalayayım, koklayayım, sarılayım isterdi. Altını alırdı onları, bir anne gibi. Onun bu huyunu bildiğimden belki iyi gelir diye, bir yavru kedi daha bulayım diye düşünmeye başladım. HAYSEV’in sitesini girdiğimde ilk Ryuk’u gördüm orada.

İlk gördüğünüzde ne hissettiniz?

O da bir sokak kedisi. Henüz 1 aylıkken bir köpek kalçasını ısırmış, iz vardı. Sonra kaçarken bir de üstünden araba geçmiş, parçalanmıştı. Sağ tarafı ve platin takılmıştı. İki tarafı da sargılıydı zaten. Çok dramatikti o da geldiğinde. Ryuk ilk geldiğinde saklanan, yanına yaklaştırmayan bir kediydi. Yaklaşık bir ay koltuğun altından hiç çıkmadı. Fakat Üzüm ısrarla hep onun yanına gitti. Orada birlikte uyudular. Çıkaramazdım, yakınına mama koyardım. Dokunamıyorduk, kaçıyordu. Bir iki ay kadar öyle devam etti. Üzüm yavaş yavaş onu eve alıştırdı. Sonrasında Ryuk hem Üzüm’e hem de insanlara alıştı. Üstüne bir de Üzüm bağımlılığı oluştu. Üstünde uyumaya başladı. Bize de alıştı. Ryuk’un bize gelişi de böyle oldu.


Beni Üzüm Çağırdı!


“Kediler kendi sahiplerini bulur diye” bir inanış var. Sizce Üzüm’le Ryuk için neden siz?

Eğer muhakkak öyle bir şey yakıştıracaksak, Üzüm’le daha uyuşuyor. Üzüm beni çağırdı diyebilirim. Düşünüyorum vicdanlı her insan benim yaptığımı yapardı. Ama Üzüm’ün bulunduğu yeri düşünürsek. Çok fazla kendi sesini duyurabileceği bir yer değildi. Biraz da şans diyebiliriz buna. İyi ki onun ısrarlı ama cılız sesini duydum. Ryuk ise sosyal medyada karşımıza çıktı ve hayatımıza öyle girdi.

DSC_0107

Ryuk’un sakatlığı sizi hiç etkiledi mi?

Günlük rutinde hayatımızı etkilemiyor ama, duygusal olarak bazen üzülüyorsunuz. O sıçrayamaz fazla. Otururken bacağını uzatır falan. Birazcık duygulanıyor insan. Ama onun dışında hiçbir şeyi yok, hayatımızda olumsuz bir etkisi olmadı, olmuyor da.

İsimleri neden Üzüm ve Ryuk, genelde isimler bir yakıştırmayla verilir. Sizde de böyle mi oldu?

Üzüm sanki yakışıyor gibi, üzüm gözlü gibi falan (gülüşmeler) Ryuk’un ismi ise, bir Anime karakteri. Death Note izlemeyi seviyorum. Orada bir karakter vardı erkek görünümlü bir melekti gerçi cinsiyetini tam olarak bilmiyoruz. Ryuk dişi olmasına rağmen, ben o karakteri çok sevdiğimden ve biraz da karakterini benzettiğimden bu ismi ona uygun gördüm. Güzel de oldu bence.


Kediyle yaşıyorsanız mutsuzluktan bir adım daha uzaksınız.


Daha önce hayatınıza başka kediler girmiş aslında. Ama Üzüm başka bir yere götürmüş sizi. Hayatınızın, kedilerden önce ve sonrasını sorsak…

Kedilerden önce ve sonra diye hayatımı ayıramıyorum. Şöyle ki, evde kedimiz yoktu. Ben çocukluğumdan beri çok isterdim, ama eve alamazdık. Aile izin vermezdi. Bir çok aile öyle, sevmediğinden değil aslında. Hem titizlik olsun. Biraz da öyle bir kültürden geliyor insanlar. Bir şey diyemiyoruz. O bir hayvan sevgisizliği değil bana göre. Köyde de evimiz vardır Trabzon’da, yazları oraya giderdik ve yazları orada yaşardık. O evde kedimiz vardı. Ama köyde ev ve dışarısı arasında ayrım, şehirdeki kadar net değil. Biraz daha böyle, içli dışlı. Her türlü hayvan girer, çıkar problem değildi yani. O yüzden orada hiç problem olmazdı. Ama şehirde annem izin vermezdi. Bir 6 kardeş çok severdik hayvanları sokakta. O yüzden ayıramıyorum hayvanlar hep hayatımdaydı.

Ama şunu kesin olarak söyleyebilirim ki “bir kediyle yaşıyorsanız mutsuzluktan bir adım daha uzaksınız.” Kedisiz bir hayat düşünemiyorum.


Kedileri istemeyen, beni istemiyor demektir


 Bekar bir erkek olarak, kedilerle ilişkinizde yaşamanın bir zorluğu var mı?

Kedilerle yaşamak hiç zor değil. Kedi besleyen biri olarak, birisi sorsa birimize al tabi hiçbir zorluğu yok, deriz. Varsa da bir zorluğu bize zor gelmiyor bir yerden sonra.

Genelde kadınlar daha yatkın bir şeyi sahiplenmeye, erkeklerde bu durum nasıl, onu merak ediyoruz aslında.

İki  kişi sevgili oluyor, kız kedi seviyor ve kedisi var, erkeğin öyle bir münasebeti olmamış kedilerle, ona birazcık “ya of kedi!” diyebiliyor. Ama bir insan kendi sevmeye başlarsa, daha farklı tabi ki.

Peki siz bununla ilgili bir sıkıntı yaşadınız mı? Bu durumun tam tersi oldu mu?

Kedileri istemeyen, beni istemiyor demektir. Olmaz öyle bir şey (gülüşmeler)

DSC_0088

Siz kedilerinizin mi insanısınız, sevmiyor olsak da bu nitelendirmeyi onlar sizin hayvanınız mı? Bu ilişkiyi nasıl tanımlıyorsunuz?

Ben bu ilişkiyi öyle düşünmüyorum. Sahiplik karşılıklı bir ilişki bana göre. Ben onları daha çok arkadaş gibi görüyorum. O da duygu durumuna göre değişiyor. Bazen hüzünlü oluyorsunuz o zaman, daha büyüğünüz gibi oluyor kediler. Bazen de çok neşeliyseniz oyun arkadaşı oluyorsunuz. Bazen o yaramazlık yapıyor, siz onun büyüğü oluyorsunuz. Böyle bir değişken süreç var. Ben böyle tanımlıyorum.

Peki sizce sorumluluk mu, zorunluluk mu bu ilişki?

Üzüm ve Ryuk özelinde değil, daha genel düşünürsek, doğada hayvanlara karşı bir sorumluluğumuz var. Öyle düşünüyorum. Çünkü biz doğadan sürekli bir yer çalıyoruz, işgal ediyoruz. Onların yaşam alanını yok ediyoruz. O bakımdan bir sorumluluğumuz var. Ama birer birer hayvanlara baktığımızda, öyle bir zorunluluk yok, bir vicdan meselesi sanırım.


Üzüm ve Ryuk her gece benim üstümde yatıyor


 Evcil hayvanları bir süre sonra bakamayıp, dışarı bırakanlarla ilgili düşünceleriniz…

Tabi ki çok kötü düşüncelerim var! Bu durum kötü niyetten çok, bir beklentinin karşılanmamasıyla ilgili. Burada kötü niyetten çok derken, bunu da yumuşatmayalım. Burada bir kötü niyet var. Ama baştan bir kötü niyet yok, iyi niyetle sahipleniyor bir insan. Ama bilemiyor ne yapacağını ve sürece hazırlıklı da değiller. Daha önce de belirttiğim gibi birisi sorsa, başka bir hayvan severe “ben hayvanı evime almak, hayatıma ortak etmek istiyorum” diye, “tabi al, hiç problem değil” denir.

Başka nasıl anlatılır ki, o kadar çok severken?

Halbuki hiç öyle değil. O insanlara farklı anlatmak lazım. “Bak bazı şeyler olacak, koltukları tırmalayacak, yatağına gelecek, her odaya gelmek isteyecek, bazen bir şeyleri devirip kıracak” demeli. Bazı insanlar için bu bir sürpriz oluyor. Tamam çok anlaşılabilir bir şey. Neden sürpriz olsun? Maalesef ki, bazıları için böyle. Bu durumlar başlarına gelince de sokağa bırakıyorlar. Bazen duyuyorum, “ben kedi beslemek istiyorum ama yatağa geliyor” diyorlar. Bu ne demek ben anlamıyorum. Gelmezlerse ben çok tuhaf karşılarım. Çok üzülürüm. Üzüm ve Ryuk her gece benim üstümde yatıyor. Bir gün gelmezlerse gerçekten üzülürüm.

Şehir koşulları uygun olsaydı, kedileriniz dışarı çıkıp oynayabilirler miydi?

Ben de onları eve hapsetmek istemem, isterim ki onlar da toprağa çimene bassın. Ancak burada ben bahçeye çıkarmıyorum. Belli bir sağlık koşulları var. Evde aşılı bir hayvan dışarıda türlü hastalık kapabilir. Bir kedi evde 14-15 yıl yaşayabiliyor. Sokakta ortalama 3-5 yıl ömürleri var. Şimdi o girip çıktığı zaman başlarına bir şey geleceğinden endişeleniyorum. O şekilde yaşayanlar var. Onlara saygı duyuyorum, bu kötü değil. Bakış açısı. Ben yapamıyorum. Başlarına bir şey gelse ne yaparım diye düşünüyorum. Onları çok da seven insanlar var. O yüzden çok çıkarmıyorum. Hatta şöyle bir şey oldu. Burası bahçe katı olduğu için, bir gün Ryuk aşağı düştü. Geri de sıçrayamadı ve çok korktu, cama vurdu geri almam için. Onlar da sanırım sokakta rahat edemiyorlar!

DSC_0190

Hep kedilerden söz ettik. Ya diğer hayvanlar, mesela köpekler?

Köpekleri de çok seviyorum. Ergenlik dönemimde mahallemizde daha çok köpek besledik. Evimizin önünde kediler vardı ama arkadaş çevremizde, hep köpekler olurdu, onlarla oynardık. Hayvanlarla hep içli dışlıydım. Tabi bir hayvan sever gibi bilinçli bir şekilde değildik ama, biz sokakta oynarken bizimle koşsun, oynasın istediğimiz köpek dostlarımız vardı. Hepsinin bir de isim koyardık.

Bilinçli hayvansever değildik dediniz, bilinçli hayvanseverliğiniz ne zaman oluştu?

İşin gerçeği ben şimdi de çok bilinçli bir hayvansever görmüyorum kendimi. Çünkü bunu layıkıyla yapan insanlar var, bazen itici söylemlerle karşılaşabiliyoruz, ben de karşılaştım. Hayvansever deyince bir prototip insan gözünüzde canlanıyor, onu yapmayayacaksınız, bunu yapacaksınız diyorlar. Ama şöyle bir şey var. Bu itici gelen söylemleri söyleyen insanlar sabah kalkıp, barınakları temizliyorlar, mama veriyorlar, yardım topluyorlar. Bu işe ciddi zaman ayırıyorlar. Ben de çok içlerinde bulunamasam da bir yönüyle, çok çok takdir ediyorum onları. Ben hayvansever deyince, kendimi gerçek bir hayvansevermiş gibi göremiyorum. Burada profesyonel amatör ayrımı yok ama, eğer illaki bir ayrım olacaksa ben bu işin amatör tarafındayım.


Hayvanların da  en az bizim kadar rahat yaşam hakkı var


 Hayvan hakları konusuna gelince. Onların hakları olduğunu düşünüyor musunuz?

Her şeyden önce hayvan hakları bildirgesi var. Bununla ilgili çok profesyonel çalışan ve üzerine kafa yoran insanlar var. Benim bu etraflıca düşündüğüm bir şey değil. Muhakkak ki onların var. Kendim açımdan sadece şöyle düşünebiliyorum. Biz doğayla bir şekilde ilişki içerisindeyiz. Burada yaşıyoruz ve doğayı değiştirebilme gücümüz var. Hayvanlar kendince, yaşamlarını sürdürebilmek için bazı şeyler yapabiliyor. Doğayı onlara göre inanılmaz derece değiştiriyoruz ve onların yaşam koşullarını da değiştiriyoruz. Dolayısıyla, onların da bu koşullarda, en az bizim kadar rahat ve konforlu yaşam hakkı var. Buna özen göstermeye çalışıyorum.

Şimdi onlara bakıyorum da. Sanırım oyuncaklarla oynamayı seviyorlar konforlu hayatlarında?

Gördüğünüz oyuncakların çoğu hediye, sevmeye gelen insanlar oluyor, onlar getiriyorlar. Çok çok daha fazlaydı, belki de yüze yakın. Komşumuzun küçük çocuğu vardı. Ona hediye etmiştik. Ama bazıları onlara özel ve onlarla oynuyorlar. Özellikle bir oyuncağı var Üzüm’ün, genelde onunla oynuyor.

İkisi de zor şartlardan gelip, ev arkadaşınız olmuş. Ama kiloları ve sağlıkları oldukça iyi. Beslenmelerinde dikkat ettiğiniz özel bir şey var mı?

Bir çok insan minik dostlarına evde yaptığı şeyleri verebiliyor, ama Üzüm ve Ryuk da şöyle bir şey var: Çok yemek yemeyi sevmiyorlar. Veteriner hekimimizin tavsiye ettiği kuru mamayı veriyoruz. O ne söylerse o doğrultuda hareket ediyoruz. Ryuk’un tüyleri çok o yüzden kilolu duruyor. Yoksa içi boş 🙂

Üzüm’le Ryuk’un ününe gelecek olursak, sosyal medyayı kullanarak böyle bir çalışmaya imza atmak nereden aklınıza geldi?

Aslında böyle bir fikrim yoktu. Kendiliğinden oluşan bir şey bu. Ben kişisel instagram hesabımdan günlük rutin hayatımı paylaşırken, diyelim 10 tane fotoğraf paylaşıyorsam mutlaka 1 tanesi Üzüm oluyordu. Üzüm’le bir şekilde diyaloglar gelişti. Aslında bu şekilde yazanlar vardı. Onlar, daha çok monolog şeklinde yazıyorlardı. Belki bizi ilk yapan diyalog olması oldu. Ama ilk olsa bile bir fikir değildi. Tamamen spontane gelişti. Bu bir çeşit mizah… Ben çok eğleniyorum ve insanların da eğlendiğini bilmek hoşuma gidiyor. Bunun dışında sevdiğimiz hayvanlarla, özellikle bir kediyle konuşuyor olma fikrini seviyorum.

1-3-3-5

Kitaplaşma süreci?

Kitap fikri daha eski bir şey aslında. Bir iki senedir yayın evlerinden çok teklif alıyorduk. Bana hep ‘biz kendi aramızda eğleniyoruz’ gibi gelmiştir, ne gereği var, bu kadar mühim bir şey değilmiş gibi düşünmüşümdür hep. Ama sonunda bir baskı olunca, takipçilerde kitap istiyoruz deyince, tamam dedim zamanı gelmiş!

Sonunda bir şekilde kitap haline geldi. Bence güzel de oldu. Kitapta Üzüm ve Ryuk’un fotoğrafları ve bu fotoğraflara uygun düştüğünü düşündüğüm eğlenceli diyalogları var. Bunlar çoğu zaman gündelik hayatla ilgili konular; fakat kimi zaman da daha içsel konuşmalar ve düşünceler şeklinde oluyor.

Kitabınızla ilgili bir eleştiri aldınız mı?

Genelde olumlu eleştiriler aldım. Facebook ve instagram’dansa kitap olması daha iyi oldu diyen çok insan oldu. “Kitap elimizin altında, canım sıkkın, şuradan rastgele bir sayfa açayım” diyen insanlar çok fazla.


Facebook daha interaktif bir ilişki


Ben sosyal medyada sizi daha eğlenceli ve daha sıcak olduğunuzu düşünenlerdenim…

Facebook’un bir farkı orada daha interaktif bir ilişki var. Daha canlı ve samimi bir durum var. Belki kitaptaki fark bu olabilir, ama yazılanlara bakıp, yorumları okumasanız kitap daha sevimli geliyor. Benim kitaba bakış açım ise bambaşka, kitap bizim için anı oldu. Her okuyan için de anı olabilecek bir şey.

Kitaptan sonra, sizin ve onların insanlarla ilişkisinde değişiklik var mı?

Tabi onları sevmeye gelmek isteyen çok insan oluyor. Gerçekten ısrar eden ve sevdiğine inandığım insanlar olursa, kırmamaya çalışıyorum. Bazen grup halinde geliyorlar. Bu ara evdeyim, benim için sohbet oluyor. Normal buluyorum ben durumu.

İnsanlarla Üzüm’ün ilişkisi daha iyi gibi. Peki Ryuk?

Şöyle ki, aslında ikisinin de pek problemleri yoktu. Ama ben buraya taşınalı 4-5 ay oldu. Bahçe olduğu için buralara çok mama koyuyorum. Kedi doluyor pencerenin önü. Üzüm buraya taşındıktan sonra bir gerginlik oldu bu yüzden. Sokak kedileriyle bir teması olmazdı. Yavru kedi gelip giderdi, onları da severdi. Şimdi sokak kedileri de biraz agrasif, camdan tırmanıyorlar ve tıslıyorlar. Bu durum onları etkiledi. Ryuk genelde daha temkinli yaklaşır insanlara, zamanla kendisi gelir, sakatlığı da tabi bu garantici tavrının sebebi. Ama ikisi de uyumlu ve sakinler.

Peki ikinci kitap mı olacak?

Ben seri bir şekilde ticari bir işe dönüşmesini hiç istemiyorum. Doğal bir şekilde ‘galiba yapmamız gerekiyor’ dediğimiz bir nokta olursa o zaman olur. Bu da belki bir sene, belki beş sene. Şuan hiç aklımda böyle bir fikir yok.

Yorumlar

Yorum Ekle
  1. yaşar bey burada söyleyene kadar ryuk’un platinle yaşadığı gözümden kaçmış. gerçekten kısıtlı hareketleri olması çok üzücü. fakat şuan buna üzülürken bile sizin diyalog stilinizden kaynaklı ryuk’un bu konuda serzenişt yapması gibi diyologlar beynimde dönmeye başladı ve beni gülümsetti. bizi mutlu ediyorsunuz siz ve minnoşlarınız. çok teşekkürler 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ten + nineteen =

Loading…

Yorumlar

Hediyelik Eşya Dükkanında Bir Deniz Aslanı

Dev Tavşan Atlas Yeni İnsanını Arıyor