Liderlerin Çocukluklarında Birer Kedileri Olsaydı, Bunca Cana Kıyılmazdı

Hayvanla büyüyen çocuğun, büyüdüğünde sorumluluğunun bilincinde birer yetişkin olacağını söyleyen Pako’nun babası Bekir Coşkun; “Bu çocuk, bir canlının sorumluluğunu taşımış olmayı içselleştirecek. Büyüyüp başbakan, vali, cumhurbaşkanı vs. olduğunda da, hizmet verdiği ülkedeki tüm canlardan sorumlu olduğunu bilecek. Keşke Cumhurbaşkanımızın, Başbakanın veya muhalefet liderlerinin çocukluklarında bir kedileri olsaydı. O zaman başka türlü olacaktı, bunca cana kıyılmayacaktı. Teröristlerin, dağdaki o çocuklukların da kedileri köpekleri olsaydı, cana kıyamayacaklardı” dedi.
roportaj-bekir-coskun-ajanimo(800x600)

RÖPORTAJ: BİRGÜL TAŞDEMİR FOTOĞRAFLAR: MELDA ERÇELİKCAN

Bekir Coşkun, gazeteciliğin tek boyuttan değil üç boyuttan bakabilenlerin harcı olduğunu anlatan bir isim… Kaleminden siyaset için dökülen yazılarında, suya da dokundu sabuna da. Doğru söyleyenin dokuz köyden kovulduğu topraklarda yazan bir gazeteciydi, o yüzden Onuncu Köy’den yazdı…

Sonra bir gün Pako’dan Mektuplar  getirdi bize… Dünyanın ilk köşe yazarı olan  köpeğiydi. 2004 yılında yaşama veda ettikten sonra  mektuplar da kesildi.  Pako’nun babası Bekir Coşkun,  “Pako’ya Mektuplar”  yazdı ve onu bir kitap olarak yayınladı. Bu mektuplarla anladık ki  “önce insan” olup  “sonra gazeteci” olanlardandı Bekir Coşkun. Kalemine dökülen kelamın gücü,  Pako’ya Mektuplar isimli kitabının arka kapağına yazdığı gibi aşktandı… “İşte böyle Pako…., Gördüğüm her kuş, tanıdığım her yaratık, peşinden baktığım her tavşan, sırtüstü uzanıp seyrettiğim her şahin beni büyüledi… Yüreğimde inanılmaz fırtınalar koptu. Artık aşıktım Pako… Dağlara, ormanlara, ağaçlara, derelere, taşlara, kayalara, dikenlere aşıktım… Sevgimin öyküsünü anlatıyorum sana…”

Saf sevgiydi bu, hayatında bir çok hayvanın patisi değmiş bir insanın en güzel sözcükleriydi dökülen…

Dünyanın ilk köpek köşe yazarı Pako’nun babası olarak gönlümüze taht kuran Bekir Coşkun’la, Genel Yayın Yönetmenliğini Ajan Brian isimli köpeğin yaptığı  Türkiye’nin ilk hayvan haber sitesi  www.ajanimo.com için konuştuk. Ankara’daki Sözcü’nün ofisindeki odasında Ajan Brian ve bizi gülümseyen yüzüyle karşıladı. Biz sorduk,  Bekir Coşkun cevapladı.

roportaj-ajanimo-1

Bir hayvanın insanı olmak insana ne katıyor? Hayvanınızdan öncesi ve sonrası hayatınızda nasıl fark yarattı?

Benim hayatımda hayvansız bir dönem yok.  Urfa’nın bir köyünden geldim. Orada da kuzular, atlar, inekler ve köpekler vardı. Babam  bana “it ağası” lakabını takmıştı.  O zamanlar, şehre giden çok köylü olmazdı. Aşiret reisleri şehre indiklerinde, önde kendileri arkalarından da otuz tane adamları yürürdü. Ben de köyde yürürken, arkamda otuz tane köpek olurdu. O yüzden babam bana it ağası derdi. Onlara da ağa denirdi bana da ağa denirdi. (Gülüşmeler) Hayvanı olmayan insanlar bizleri çok kolay anlayamazlar. Hayatına bir kez olsun bir hayvan giren insan, artık hayvansız bir dünyayı düşünemez ve sevemez.


Hayvanlar, şehirdeki insana köylülüğünü  hatırlatıyor!


 

Şimdi, köyden şehre gelen insan sayısı çok. Ama köyündeki gibi sahiplenmiyor, hatta sevmiyor hayvanları…

Türkiye’de köyden gelenler genellikle hayvanları sevmiyorlar. Çünkü hayvanlar onlara köylülüklerini hatırlatıyor. Kendinize kabul vermekle alakalı bir probleminiz veya kompleksiniz yoksa bu yaşanmıyor.

Köyden gelenler şehre geldikten sonra, şehirde köpek gördükleri anda belediyeyi arıyorlar ve köpekleri ihbar ediyorlar. Halbuki köylerde ahırlarla evler iç içedir. Bizim yaşadığımız dönemdeki en büyük talihsizlik, köylerden kentlere gelmiş büyük kitlelerdir. Köydeyken hayvanlar onların canlarıdır. Köpekler mesela onların güvenlik sistemleri, emniyet müdürleridir. (Gülüşmeler) Şehre geldikten sonra köpek ve kediyle gözükmenin insanları köylüleştirmediğini anlayamadılar. Bu aslında tam tersine medeni insanların yapacağı bir şeydir. Bizim de işimiz bu algıyı kırmaktır. Nasıl kedi görünce fareyi hatırlıyorsak, insan görünce de hayvanı hatırlamamız lazım. Bunlar candır ayıramazsınız birbirinden.


Tanrı insana aklı verirken, yerkürenin sorumluluğunu da insana vermiştir


Hayvanı sevmek, birlikte yaşamak ne katıyor insana?

Burada hemen hakkını vermem lazım; eşimin bu konuda çok büyük bir payı var. Çünkü benim anlayışıma göre hayvan bahçede olurdu. Biz evlenince köpekler benim koltuğuma gelip oturdu. Ev yaşamımızın içine girdiler. Zaman zaman biz dışarda kaldık onlar içeride kaldılar. O noktaya kadar geldiği oldu. Hayvanla yaşamak, çocuklar açısından da çok önemli. Çocuklar başka bir canlının sorumluluğunu üstlendikleri zaman; onun suyunu, yemini, gezmesini sağladığında ister istemez bir bağ kuruyor ve onların can olduğunu anlıyor. Bu çocuk büyüyüp başbakan, vali, cumhurbaşkanı vs. olduğunda da, sorumluluğunun bilincinde hareket edecek. Hizmet verdiği ülkedeki tüm canlardan sorumlu olduğunu bilecek. Bir canlının sorumluluğunu taşımış olmayı içselleştirecek. Keşke Cumhurbaşkanımızın, Başbakanın veya muhalefet liderlerinin çocukluklarında hayvanları olsaydı. O zaman başka türlü olacaktı. Teröristlerin, dağdaki o çocuklukların da kedileri köpekleri olsaydı, cana kıymayacaklardı. Hayvan sevgisi böyle bir şeydir. Tanrı insana aklı verirken, yerkürenin sorumluluğunu da insana vermiştir. Bu sorumluluğu da çocuklara öğretmek lazım. Ayrıca bir de şu var; belki bu işin biraz da duygusal yönüne kayıyor. Hayatınızda size yalan söylemeyecek, asla kandırmayacak, sizinle üzülüp sizinle mutlu olacak ve size asla zarar vermeyecek bir dost istiyorsanız bir hayvan edinin.

Pako hayatınıza nasıl girdi?

TRT’nin müdürlerinden Cafer Demiral arkadaşımdı. 15 yıl önce bir gün eşimle onun evine gittik. Baktım kapının yanında fermuarlı bir çanta var. Çantanın neden orada durduğunu sordum. Cafer, evde yavru köpek beslediklerini, köpeği her yere bu fermuarlı çantayla götürdüklerini söyledi. Bu yavru köpek Pako‘ydu. Pako, Cafer’in köpeğinin yavrusuymuş ve fermuarlı çanta neredeyse ona yakın oturuyormuş. Onu almaya karar verince çantasına koyup eve getirdik. Pako, ölünceye kadar, fermuarlı çantaları gördüğü zaman gidip yanına otururdu.

roportaj-ajanimo-7

Nasıl bir köpek hayvan severler için böylesine önemli bir simge oldu?  

Pako hikayesi enteresan bir olaydır. Ben Hürriyet’te hayvanları yazmaya başladığımda başta çok tepki almıştı. Gazetedeki kimi yöneticiler ve yazarlar da “İnsanlar dururken hayvanları yazmanın sırası mı?” tadında tepkiler verdiler. Bir hafta “Badi’yi vurmasınlar” diye bir ayının hikayesini yazmıştım. Ertuğrul Özkök genel yayın yönetmeni idi. O dönemler bilgisayar çok yoktu. O yazı için okuyucular bir çuval dolusu mektup ve fax göndermişlerdi. Ertuğrul Bey, “Nedir bunlar?” diye sordu. Ben de,  “Bunlar bana gelmedi Badi’ye geldi” dedim. O zaman Ertuğrul Bey işin ciddiyetini kavradı. Her gün üç beş tane hayvan haberi girilmesi kabul edildi. Hürriyet Gazetesi, Pako ile birlikte bu işin öncülüğünü yaptı. Evin büyük oğlu olması onu öne çıkardı . Pako, Türkiye’deki hayvan hakları savunucularının sembolüydü.  Pako, hayvan hakları yasasının TBMM’den geçmesi için de çok uğraşmıştı. Hatta TBMM Başkanı Bülent Arınç yasanın Meclis‘ten geçmesi üzerine bunda Pako’nun rolü olduğunu söylemişti. Beynindeki tümör yüzünden kaybettiğimiz Pako’nun binlerce okuyucusu vardı. Çocuklar Pako’yu çok sevdi. Bütün okullarda Pako Kulüpleri kuruldu. Eşim, TRT’de Pako’ya Mektupları diye 13 Bölümlük dizi yaptı. Türkiye’de çok izlenmedi ama on altı Avrupa ülkesi diziyi satın aldı. O zaman onu izleyen çocuklar üniversite tercihlerinde veterinerlik yazdılar. Meslek hayatımda bu kadar gazetecilik yaptım. Siyaset, politika veya insanlarla ilgili belki hiçbir şey yapamadım. Ama bir şeyi çok iyi yaptığıma inanıyorum. Hayvanlarla insanların ilişkisi hakkına çok iyi şeyler yaptığımı düşünüyorum.


“Önce canlıyım” denilmesi gerekiyor


“İnsanlar dururken” ifadesini kullanmak hayvanı candan saymadıkları için mi? Oysa bunu diyenlerin belki de hayvanları var. Nasıl insan canı değerli iken hayvanın canı değersiz  olabiliyor, o cana sıra gelemiyor?

 Dünya barışının bir anahtarı var. İnsanlara “önce nesin?” diye soracaksınız. “Önce Hristiyanım, Müslümanım” deyince din kavgası;  “önce  Fenerbahçeliyim, Galatasaraylıyım” deyince futbol kavgası başlıyor.  “Önce insanım” denildiği zaman orada barış başlıyor. Ama ben bu lafı yeterli bulmuyorum. “Önce canlıyım” denilmesi gerekiyor. Hayvanların insanlardan hiçbir farkı yok. Onların yaradılışları farklı olabilir. Ama asıl şu vardır. Hayvanda da insanda da olan sevgi bizim için çok önemlidir. Ağlamayan, mutlu olmayan hayvan var mı? İnsanın kendini hayvandan üstün görmesi çok aptalca bir şeydir. Allah insana aklı vermiş ama eksi on dört derece karda sokakta donmama gücünü de serçeye vermiştir. İnsan onun gibi olabilir mi? Olamaz. Tek başına bir dağda altı tane yavruyu doğurtup, yiyeceksiz susuz yaşama yeteneğini de kurda vermiştir. İnsanoğlunun kendini üstün görmesinin nedeni yok. İnsan hayvandan üstün değildir. Hazerfan Ahmed Çelebi kuş olmak için kanat takmış ama olamamış.

Kimine göre insan düşünebilen üstün varlık kimine göre yeryüzünün halifesi… Sonuçta insanın yaptıklarına bakınca yaptıkları iki tanıma da yakışmıyor.  Yeryüzünün halifesi olduğuna inanan “köpek giren eve melek girmez” diyebiliyor. Düşünebilen üstün varlık diyen şiddet uygulayabiliyor…  

Öncelikle insana melek mi lazım, hayvan mı lazım buna karar vermek gerekiyor. Melek neden evde gelip seni beklesin. Melek her yerdedir. Böyle bir şey yok. Bu düşünce tamamen hurafedir. Kuran’da “Serçeye vurduğunda o sana gelip bunun hesabını soracaktır” der. Peygamber Efendimizin de kedisi varmış. Bu hurafeler, medeni ve uygar insan olmak istemeyen insanların uydurmasıdır.

Bekir Coşkun ve Postal

Bu tür hurafelerden kurtulup medeni ve uygar  bir insan gibi tüm canlarla barış içinde yaşamak mümkün olabilir mi?

Sosyal medya bu konuda bizim için çok önemlidir. Bir kedi, köpek öldürüldüğü zaman sosyal medyada hemen yayılıyor ve büyük tepkiler görüyor. Sosyal medyada işler editörlerin keyfine kalmıyor. Siz bu konuda çok iyi bir iş yapıyorsunuz. Çok tebrik ediyorum. Sosyal medyadaki dayanışmayı eylemlerle de birleştirip toplanmalıyız. Ben yazı yazıyorum. İnsanlar bunu paylaşmaktan bile korkuyorlar. Bu korkaklık yüzünden başımıza gelmeyen kalmadı. Cesur olmak lazım. Mesela Ankara’daki hayvan severler Çankırı’daki bir köpeğin öldürülmesi yüzünden her mahkemede toplanıp Çankırı’ya çıkartma yapıyorlar. Bunu “Mutlu Patiler” yapıyor. Bunu da sosyal medyada yapıyorlar.

Hayvanlara yapılan haksızlıklar ve suçlar Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendiriliyor. Mesela, sokağa tükürmek neyse hayvan öldürmek de aynı ceza kapsamında değerlendiriliyor. Uzun yıllardır bu işin içindesiniz. 2012’den beri hayvanlarla ilgili yasa meclisin gündemine gelmedi ve hala bekliyor.

İşte o milletvekillerinin de kedileri köpekleri yoktu. Onlar daha çok eşeklerle muhatap oldular. (Gülüşmeler) Milletvekilleri de biraz duyarlı olsalar keşke. Ama sevgiyle saygıyla değil; kurnazlıkla çakallıkla milletvekili olunuyor maalesef. Ancak bunu kırmamız lazım. Sosyal medyayı kullanarak kırmamız lazım. Herkes kendi milletvekillerine interaktif olarak ulaşırsa, milletvekilleri bu durumdan etkilenebilirler. Hayvanlarla ilgili yasanının çıkması lazım.

roportaj-ajanimo-8

Size göre başka  neler olmalı hayvan haklarının gözetilebilmesi için?

Hayvanlarla ilgili belediyelerin çok ciddi sorumluluk almaları gerekiyor. Hayvanlar kısırlaştırılacak, ortam uygunsa sokaklarda, parklarda yaşayacaklar. Ortam uygun değilse, güzel barınaklarda yaşayacaklar. Hayvan gibi yaşamaları için hayvanlara uygun güzel barınaklar yapılacak. Hangi belediyeye gitseniz her belediyenin otuz kırk tane veterineri var. Fakat bunların çoğu sucuk pastırma kontrolü yapıyorlar. Kendi işlerini yapmıyorlar. Çok iyi bir veteriner kuşağı gelmeye başladı. Ancak çocuklar bu fakülteleri zorlayarak açtılar. Çocuklar bu konuda teşvik edilmedi fakülteler tarafından. Profesörlere kalsa inek ile mandanın farklarını anlatıp duracaklar çocuklara.

Medyaya düşen görevleri nedir sizce?

Medya,  özellikle televizyonlar hayvanlarla ilgili çok duyarsızlar. Bazı televizyon kanallarındaki çalışanların hayvanlara karşı sevgilerinden dolayı bazen bu tarz haberler girilebiliyor ancak genelinin çok da umurunda değil. Sizin yaptığınız gibi girişimleri çoğaltmak lazım. Hayvan severleri bir araya getirmek lazım. Her sokakta örgüt olabilecek kadar fazla hayvan sever sayısı var. Bu türlü yayınları yapın. Ben olsam, hayvanseverler bilgi bankası kurarım, adres ve telefonları tutarım. Yarışmalar yapılabilir. Hangi belediyenin barınağı güzel tarzında teşvik edici yarışmalar yapılabilir.


Hayvanlara sevgi, saygı her dinde var.


Bu ülke neden hayvanları sevmiyor?

Bu ülke değil; bu bölge, bu topraklar yani İslamın hakim olduğu topraklar hayvanları sevmiyor. Burada inançla ilgili bir sorunla karşı karşıyayız. Kuran-ı Kerim’i okuyanlar, o dili anlamadıkları için onu anlatmak hocalara, tarikatlara, mezheplere düşüyor. O mezhep hayvan sevmiyorsa mesela hemen “köpek haramdır” diyor. Mesela; alevi köylerinde hayvanlar daha özgür;  sunni bölgelerde ise daha zor yaşıyorlar. Bu konuda mezhepler devreye giriyor. Gidin bakın Hindistan’a, inek yolu kapatınca Cumhurbaşkanı geçemiyor o yoldan. Hayvanlara sevgi saygı her dinde var. Kuran’da da var. Mezhep büyükleri yorum yaptıkları zaman sevmemişlerse haram kılmışlar işte.

Hayvan yoksa bir insanın hayatında, o insanın nesi eksiktir?

O insanın sığınacak bir yeri yoktur. Yani herkes sizi terk edebilir. Hayvanınız sizi terk etmez. Gecenin bir saatinde sevgi isterseniz, gidip onu okşarsınız ve sevgi hissedebilirsiniz.

işte postal
Postal

Hayvanların olmadığı bir hayatı düşünebilir misiniz? Pako’nun  tek köpeğiniz olmadığını biliyoruz.

Asla düşünemem.  Hiç  boş kalmıyoruz diyebilirim. (Gülüşmeler) Üç köpeğimiz var. Bunlardan biri Postal. On iki tane kedimiz var. Sokakta baktığımız dört beş kedi ve yirmi beş köpeğimiz var. Bunların hepsinin veteriner hizmetleri, mamaları sağlanıyor. Ben bütün mesaimi ve maaşımı buna harcıyorum. Eşim saçını bile boyatmıyor, “Ben o parayla mama alırım” diyor. Ben akşamları eve erken gidiyorum. Kocasından şüphelenen kadınlar bir hayvan edinsinler. Çünkü beni hayvanlarım evde bekliyorlar. Ben bu yüzden hiçbir yere uğramadan direkt eve koşuyorum.

 

 

 

Yorumlar

Yorum Ekle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Yorumlar

Yangından Kurtarılan Köpek Artık Profesyonel İtfaiyeci

Bir Köpeğin Sadık Dost Olduğunun 15 Kanıtı