Nereden Geliyor Bu Hayvan Sevgisi?

Facebook’ta durmadan yuva ya da maddi destek arayan canların paylaşımını yapmamdan, kedi-köpek videoları paylaşmamdan, sokakta yürürken bi’ anda durup dakikalarca yoldaki kedi/köpeği sevmemden şikayetçi bir sürü arkadaşım var. Babam bile mama vererek evin bahçesine alıştırdığım ve yılda en az üç kez orada yavrulayan -her Marmaris’e gidişimde ya hamile ya da emziriyor olduğundan dolayı kısırlaştıramadığım-  kedim Kızım’dan inanılmaz şikayetçi.

Onları haklı buluyor muyum, hayır… Saygı duyuyor muyum, ne yazık ki yine hayır…

Çünkü onların hastalık olarak gördükleri bu sevgi, beni hayata bağlıyor.

Gelelim bu sevginin nereden başladığına..

Babaannem Mediha Demirkıran, evinde 11 köpek beslermiş. Köpeklere özel büyük bir oda, enerjilerini atmaları içinse büyük bir bahçeleri varmış. Anlayacağınız babam köpek sevgisiyle büyümüş. İstanbul’dan taşınıp Marmaris’e yerleştiğinde ise ava merak sarmış ve av köpeği almış. Brick, hiç görme fırsatım olmasa da babamın en sevdiği köpeğiymiş, hala gözünde yaşlarla anlatır onu. Ben doğduktan sonra Maşa ve Mişa adında iki av köpeği almışlar, Mişa’yı bir çiftliğe vermek zorunda kalmışlar. Henüz 2.5–3 yaşımdayken gittiğimiz kampta, 2 saatlik videonun neredeyse tamamında boyu benimle eş olan Maşa’nın peşinden koşuyorum, annem ise -aslında hiç gerek kalmasa da- sürekli onu sevmem için beni teşvik ediyor.  Dünyalar güzeli Maşa’mız çalınmış. O gün, insanlardan nefret ettiğim gündür.
Ben yine aynı yaşlardayken anneannemle dedemin bahçesinde ‘Arap’ varmış. İki ayağı üstünde durduğunda 1.80’lik dedemin boyuna gelirmiş, sokakta kuş uçurmazmış. Saldırgan bir köpek olan Arap, anneanneme resmen aşıkmış ve beni çok kıskanırmış. Bir gün bir fırsat bulup telinden atlamış ve bana saldırmaya çalışmış. Ne zaman ki anneannem onu daha çok sevdiğini söylemiş, anca o zaman azat etmiş beni Arap. Ertesi gün çiftliğe göndermişler, bense günlerce ağlamışım.

Ailem Maşa ve Mişa’nın ardından dayanamamışlar iki av köpeği daha almışlar, Fanta ile Pepsi… Pepsi, inanılmaz yaramaz ve huysuz bir köpekmiş, yerinde duramazmış ve çok havlarmış. Komşularımızın şikayeti üzerine, gönülsüz vermişler Pepsi’yi… Ben Fanta’yı çok severmişim; kaçıp kaçıp bahçeye kulübesine giderdim, hayal meyal hatırlıyorum. Ancak ne yazık ki gençlik hastalığına yakalanmış… Fanta’nın ölümünden sonra ailem uzun süre köpek almamaya karar vermişlerdi.

Ta ki…

Henüz ikinci sınıftayım, annemle babam alışveriş yapmak üzere Migros’a gittiler, ben ise o zamanlar sahibi olduğumuz barın bahçesinde onları bekliyorum. Saatler geçti ortalıkta yoklar… Annemin köşeden dönmesiyle çığlığı basmışım! Kucağında, kahverengi gözleriyle ürkek ürkek bakan sarılı beyazlı dünya tatlısı bir köpek yavrusu, henüz iki aylık. Bir arkadaşımızın köpeği, bi süre bizde kalacak dedi annem,yıkıldım! Ellerindeki torbalara dikkat edince ise işin aslını anladım. Köpek mamaları, köpek tasması, mama kapları, köpek yatağı ve bilumum oyuncaklar; şaka yapmışlardı. Adını babaannemin Chihuahua’sından adan Puçi’miz ailenin yeni oğluydu, barınaktan sahiplenmişti canım ailem.

Barda elalemin dökülen içkisini yalayıp sarhoş olmasıyla ve sokakta kendinden büyük hayvanlara havlayıp dostu Yoluk’un (mahallenin en büyük köpeği) arkasına saklanmasıyla ünlenmişti. Çok yaramaz ama çok zekiydi anlayacağınız. O yıllarda barınaklar pansiyon görevi de görüyor, köpekler sınırlı süreyle bırakılabiliyordu. Bizimkiler de zorunlu sebeplerden dolayı Puçi’yi birkaç günlüğüne barınağa bırakmışlar. Almak için barınağa gittiklerinde ise bir gün öncesinde barınakta yangın çıktığını, köpeklerin bir kısmının yandığını geri kalanının ise kafesler açılarak serbest bırakıldığını öğrendiler. Haftalarca tüm Marmaris’te Puçimizi aradık belki bir ümit ölmemiştir de kaçmıştır diye, lakin bulamadık. İşte o gün de, barınaklardan nefret ettiğim gündür.

Yıllar geçti ve bu sefer gerçekten köpek almamaya yeminlilerdi, Puçi’nin kayıplara karışması hepimizi mahvetmişti. 7. sınıfa giderken bir gün matematik öğretmenimin lojmandaki evine gittim, karşımda 5 yaşında bembeyaz tüylü simsiyah kömür gözleriyle dünya tatlısı minicik bir Bichon Frise! Daha ilk bakışta anladım, o farklı bi’ hayvandı. Öğretmenimin arkadaşının köpeğiymiş ve başkasına sahiplendirmek zorundaymış. Nefes nefese eve koştum anneme onu çok istediğimi anlattım, ‘olmaz’ dedi. “Gel gör, anlarsın beni!” dedim, geldi gördü ve anladı.

Eski adıyla Efe, yeni adıyla Bıdık; benim en yakın arkadaşım, kardeşim, evladım olmuştu. Göğsümde uyur nefesimi hissetmediğinde uyuyamazdı. Kış gecelerinde tüylü sıcacık bedeniyle uyumak güzel gelirdi ama yaz sıcağında aynı yatakta birbirimizden kaçacak yer arardık.

O 4 kiloluk küçücük bedeniyle beni yataktan atar; ben yerde, o ise mışıl mışıl yatağımda uyurdu. Ama kalkıp salonda uyumama da izin vermezdi, illa yanında olacağım ya… Gök gürültüsünden ve yağmurdan korkardı mesela, tir tir titrer nefes nefese kalırdı, bayılacak diye ödüm kopardı her seferinde. Sabahlara kadar göğsümde pışpışlardım sakinleşsin diye. Ne zaman ki yorgun düşer ve benden güven alır işte o an koynumda uyuyakalırdı. Karnım ağrıdığında karnıma, boğazım ağrıdığında boynuma yatardı; tuhaftır ki birkaç dakika içinde sancım geçerdi. Ağladığımda odama alana kadar kapıyı tırmalar, ardından kucağıma oturup diliyle göz yaşlarımı silerdi; hala ağlamayı kesmiyorsam benimle beraber ağlamaya başlardı. Piçikam inatçıydı da! 5 dk geç sokağa çıkarılsın yüzümüze baka baka inadına perdelere çişini yapardı. Diyorum ya, çok çok farklı bir hayvandı Bıdık

Ama ben hayatımın haksızlığını ona yaptım! Ergenlik yıllarımda kendi keyfim için onun sorumluluğunu es geçtim, gezdirmeleri annemin zoruyla yapmaya başladım. Hala vicdan azabı çekerim can arkadaşıma kötü baktım diye… 11. sınıftaydım, bir gün okuldan eve geldiğimde Bıdık’ım yoktu, annem onu eski sahibine geri vermişti. Uzunca bir süre annemle konuşmadım, çok fazla özledim oğlumu. Yıllar geçti hala boynumda uyuyuşunu özlerim, yeri apayrı. Geçen yıl ziyaretine gittim; ayakları zor tutuyor gözleri zor görüyor, birinin yardımı olmayan koltuğa dahi çıkamıyordu. Ama güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişti. Aylardır sahibini aramaya korkuyorum, ya “öldü” derse diye… Onunla beraber çocukluğumu, genç kızlığımı da kaybedecekmişim gibi gelir, aramaktan her seferinde vazgeçerim…

Şimdiyse, annemin evinde dört ayaklı iki erkek kardeşim ‘Lokum’ ile ‘Şans’; bir de kız kardeşim ‘Zilli’ var, onların hayatımıza nasıl pat diye düştüklerini daha sonra anlatacağım. Bense üniversiteyi bitirdiğim şehirde ailemden uzakta hayat düzenimi oturtmaya çalışıyorum; düzenim tamamen oturuncaya kadar hiçbir hayvanı sahiplenmeyeceğim.  Zira, elimde olmayan sebeplerle onu bırakmak zorunda kalırsam sahipleneceğim evladın -benden çok-  kırılacağının farkındayım. Hem zaten sokağımdaki tüm canlar benim evladım…

… Puçinin ölümünden sonra tek hayalim Veteriner Hekim olmak oldu. İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’ne gidecektim! Birkaç yaz ailemizin veterinerinin yanında çalıştım. Kışınsa hafta sonlarında başka bir veterinerde köpek gezdirdim, ameliyatları izledim. Başlangıçta bakmaya bile dayanamadığım ameliyatlara yardım etmeye başlamış, bazılarının tüm evrelerini öğrenmiştim. Ameliyatlardan, yıkamaya, kene temizliğinden, gezdirmeye her şey keyif veriyordu. Ara ara barınağa gidiyor oradaki köpeklerin durumuna bakıyor, mama götürüyordum. Yalnızca evimdekiler değil sokağımdaki hayvanlar da çocuğum oldular. Ancak sayısal zekamın berbatlığı fen bölümünü seçmeme izin vermedi ve Veteriner Hekim olamadım. Biliyorum ki, olmam gereken tek meslek oydu. Ancak yılmadım! Bitirme tezini “Hayvan Hakları ve Hayvan Haberlerinin Medyaya Yansıtılışı” konusunda yazdığım Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünü geçtiğimiz yıl bitirdim. Her zaman hayvan haklarını savunan, onları her daim seven ve koruyan bir gazeteci olma yolunda ilerliyorum şimdi…

Bu yazımda hakkımda biraz fikriniz olması için kendimi tanıtmak istedim, gelecek hafta Ajanimo.com’da yeniden görüşmek üzere…
Sevgiyle ve patiyle kalın…

Yorumlar

Yorum Ekle
  1. AĞLAYARAK OKUDUM. İNŞALLAH BU YOLDA VERDİĞN MÜCADELE SENİ MUTULUKTAN MUTLULUĞA TAŞIR. DERSHANEDEN
    BEHİYE ABLAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Yorumlar

Teknolojinin Nimetlerinden En Çok Evcil Hayvanlar Faydalanıyor

Kedilerden Alfabe Olsa Nasıl Olurdu?