Sen Yerdekine Merhamet Et ki; Gökteki de Sana Merhamet Etsin

Sempatik ve doğal tavırlarıyla Güldür Güldür’de tüm Türkiye’nin sevgilisi haline gelen Meltem Yılmazkaya ile hayatı ve hayvanlara dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik… 3 dünya güzeli kedisi sayesinde astım hastalığından bile kurtulan Yılmazkaya, insanları bu konuda duyarlı olmaya çağırıyor ve “Sen yerdekine merhamet et ki, gökteki de sana merhamet etsin” diyor.

RÖPORTAJ: GİZEM CEREN PİRİ FOTOĞRAFLAR: ERCAN ERDAL

Güler yüzlü, ışık saçan güzel oyuncu Meltem Yılmazkaya ile buluştuğumuzda Güldür Güldür’de olduğu kadar neşe dolu mu acaba? diye sorular geçiyordu ama son derece samimi ve samimi karşıladı bizi. Genel Yayın Yönetmenimiz Ajan Brian’la tanıştıklarındaki enerjisi hepimize geçti. Harika bir röportaj olacağına emindik. Oldukça duygusal, bilinci yüksek, canın öneminin farkında birisi karşımızdaydı. Derin bir sohbet bekliyordu bizi. Gerçekten de öyle oldu ve tiyatrodan, özel hayatına, evdeki 3 dünyalar tatlısı kedisinden, insana ve tüm canlılara dair uzun uzun konuştuk.

Çok küçük yaşlarda hayata atıldınız. Bunun zorluğunu yaşamak nasıl bir duyguydu sizin için?

Annemle babam çok küçük yaşta ayrılmıştı. Ben 13 yaşından itibaren hem çalışıp hem okumak zorunda kaldım. Bildiğimiz kozmetik firmaları olsun, animatörlük olsun, kitapçıda çalışmak olsun. Yapmadığım çok az iş kaldı. Geriye dönüp baktığım zaman, o yaşları yaşamak çok güzel olurdu. Ama hayat, her zaman herkese eşit haklar ve şanslar tanımıyor. Yine de şükretmek gerekiyor ki, annem ile ve şehirde büyüdüm. Olanaklarınız daha fazla çünkü şehirde. Yaptığım işlerde hem kendime hem yakınlarıma hem de ihtiyacı olan tüm canlılara değebilecek şeyler yapmışım diyebiliyorum. O zaman bu bilinci almasaydım çalışıp zorlukları görmeseydim; ayakta kalmanın, kendi ayakları üstünde durmanın bilinci oluşmasaydı, bu yaşta bu kadar şeyi atlatamıyor olabilirdim.

Peki  tiyatro hayatınız?

Annem tek çocuk olduğum için, içime kapanmayayım, sosyal olayım diye beni 7 yaşımda tiyatroya verdi ve o günden beri tiyatroyu hiç bırakmadım. Aslında edebiyat öğretmeni olmayı çok istiyordum. Edebiyatı çok seviyorum. Şu anda Pul Biber dergisinde köşe yazarlığı yapıyorum. Hep vardı aklımda ama güvenemiyordum kendime tiyatro için. Derken sınavlara hazırlandım, kazandım ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi Konservatuarı Titaro Bölümünü’nden mezun oldum. Daha sonra Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü’nü burslu kazandım. Tiyatro hep hayatımda oldu. Yine dünyaya gelsem bu mesleği yapmak isterim.


Sokakta buluduğum yavru bir kedi sayesinde astımım geçti,
bunun bir mucize olduğunu düşünüyorum


Hayvanları büyük bir tutku ile sevdiğinizi biliyoruz. Nasıl başladı bu aşk?

Kardeşim olmadığı içi benim sürekli bir hayvanım oldu aslında. Balık, kaplumbağa vs. Kaplumbağama 6 yıl baktım. Öldüğü gün feryat figan kopardım. Bütün apartman bize geldi;  “biri mi öldü” diye. Annem de “Evet, Meltem’in kaplumbağası öldü” dedi. Gerçekten tek çocuksanız, her şeye farklı anlamlar yüklüyorsunuz. Benim için de öyleydi. Astım hastasıydım ben ve hiçbir zaman kedim ya da köpeğim olmayacak sanıyordum. Kuş bile yasaktı.

Peki  nasıl oldu kediler hayatınıza girdi, astımınız mı geçti?

Üniversite 1. sınıfta bir gün provaya gittim, eve dönüyorum inanılmaz yağmur yağıyor. Bir kahvenin önünde kocaman kutu var, kutuda da bir yavru kedi. Süt vermişler ona. O zamana kadar hiç öyle bir bağım yok patili hayvanlarla. Bir yere girdim, biraz zaman geçirdim. Yarım saat sonra çıktım, yağmur devam ediyor. Kutunun içinde kedi öyle duruyor. Ben dayanamadım onu aldım, eve götürdüm. Astımım var ama yavruyken zaten tüy dökmüyorlar, o zaman için bir sıkıntı yok diye düşündüm. Evde benimle kalmaya başladı ve o benim ilk kedim oldu. Benim astımım geçti onunla. Şu anda alerjik durumlar var ama o kadar yoğun değil, ilaç kullanmıyorum ve bunun bir mucize olduğunu düşünüyorum. Anne babalar eve tüyünden dolayı bir hayvan almıyorlar. Umarım ben onlara örnek olurum.

Münir hala sizinle olan kedilerden birisi mi?

Ne acı ki hayır. Ben bir süre Mardin’e gittim. Arkadaşım bakıyordu Münir’e, bahçeye alıştırmış. Bir gün Münir’e araba çarptı ve onu kaybettim. Münir’den sonra da asla hayvan almam diyordum. Sonra bir gün bir arabanın motorunda Osman’ı buldum. Veterinere götürdüm. Veterinerde 10 tane yavru kedi daha var. Arkada bir tane duruyor. Ne oldu buna diye sordum: “Arka iki bacağı felç kalacak” dediler. Bulan da veterinere bırakmış yavru kediyi. Dayanamadım onu da aldım. Bir gün eve bir geldim, sarılmış uyuyorlar. İkisi öyle bende kaldı. Bir tane de Anti’miz var sonradan eklenen.


Evde 3 kedim ve ben mutlu mesut yaşıyoruz


Ya Anti’nin hikayesi?

Onun hikayesi şöyle ki, beni bilen biri bahçeye koymuş anladığım kadarıyla onu. Artık eve bir kedi daha almamam gerekiyordu. 3 hayvanın fazla olacağını düşünüyordum. Tek başımayım. Çok yoğun çalışıyorum, prova vs. evde de durmuyorum. Osman ve Narin’in ihtiyacı vardı ama üçüncü kedi biraz zor gelecekti. Bütün bir kışı yavrum demir parmaklıklarda geçirdi. Ben onun sağır olduğunu anladım; ayrılmıyor da korkusundan. Ona bir yer yaptım orada. Gözümün önünde hiçbir sorun yok derken Kayseri’ye turneye gitmem gerekti. 3 gün sonra bir geldim ortalarda yok. Ertesi akşam apartman görevlisi geldi dedi ki; “Sizin bu kapının önünde baktığınız kedi, çöpün yanında ama kalkamıyor niyeyse”. Ben bir gittim ki oraya araba çarpmış, kulakları da duymadığı için tabi ne yapacağını bulamamış. Şuan 8 tane platini var hayvanın. Artık o da evde. Üç kedim ve ben mutlu mesut yaşıyoruz.

İsmi neden Anti?

Her şeyi tersinden yaptığı için, en uygun ismin o olduğunu düşündüm. Diğerleri ne yaparsa o da gidip tam tersini yapıyor. 🙂

Bu kadar yoğun çalışma temposunda onlara bakmak kolay olmuyordur…

İnanın gerçekten uyumuyorum. Onların bir zamanı var. Sabah uyanıyorum bir saat onlarla zaman geçiriyorum. Mamalarını veriyorum, sularını tazeliyorum. Kumlarını temizliyorum. Konuşuyorum tabi bir de onlarla. Çünkü onların ihtiyacı var buna. Ders çalışıyorsam ya da ezber yapıyorsam, prova aldığım zamanlar müzik açıyorum. Hep birlikte dinliyoruz. Onlar benim köşemde bucağımda. Anlıyorlar beni. Konuşamıyor olsalar da hayvanların sizin söylediğinizi hissettiğini biliyorum.


“Herhalde çocuğumuz olsa bu kadar sevebilirim”
içim taşıyor onları severken


Bu üç sevimli kedi sizin için ne anlama geliyor, size neler kattı?

Şunu biliyorum, çok yoğunum, provalarım var. Trafiğe kalıyorum, kornalar, sesler gürültüler… Kapıdan içeri girdiğimde, 3 tane can gözümün içine bakıyor benim. Ama bu mama bitti, su bitti demek değil. Bu beni sev bakışı. Hayvana dokunmayın günah gibi şeyler söyleniyor ya çok kızıyorum. Bunu din ile de birleştiriyorlar. Aslında çok basit bir söz var: “Sen yerdekine merhamet et ki, gökteki de sana merhamet etsin.” Onlar gerçekten dili olmayan varlıklar. Onlar benim için evlat. Osman’la çok tuhaf bir bağım var. Erkek arkadaşıma da diyorum: “Herhalde çocuğumuz olsa bu kadar sevebilirim.” İçim taşıyor onları severken.

Bu kadar yoğunluğa rağmen çok neşeli ve pozitif bir insansınız.

Öyle olmalıyız. Hayata karşı takınmamız gereken tavır bu. Sabah evden bir çıkıyorsunuz moralinizi bozacak, enerjinizi düşürecek çok fazla şey var. Türkiye’nin şu durumunda iyi reyting alan bir programında komedi yapmaya çalışıyorum. Benim kadar duygusal birinin komedi yapıyor olması başlı başına bir mucize bence. Sonuçta sokağa çıktığınızda ne gördüyseniz, akşam eve döndüğünüzde onlarla baş başa kalıyorsunuz ve zamanla alışıyorsunuz. En azından gülmenin enerjisine inanıyorum. Güldüğünüz zaman, bir çocukla bir insanla konuştuğunuz zaman, hayvanlarla dahi başka bir ilişkiniz oluyor.

İnsanları güldürmek, onlara pozitif enerji vermek gayet güzel bir şey olsa gerek…

Gayet tabi. Ülkemizin geçirdiği şu süreçte bir nebze de olsa yüzleri güldürebiliyorsak en büyük mutluluk bu. Mesela geçen gün yolda gidiyoruz. Bir teyze çevirdi. “Ay kızım, elektrik faturamı ödeyemedim. Canım nasıl sıkkın sana anlatamam. Akşam kanalı açtım. Hocam tiplemesini gördüm. Bir güldüm bir güldüm Allah sizden razı olsun” dedi. Maddi boyutunu her şeyi geçelim. Her şey gelip geçici. Geldiğimiz yer belli gideceğimiz yer belli. Öyle bir anı yaşıyorsunuz ya. En güzeli bu.

Sizinle ilgili özellikle sosyal medyada ve ekşi sözlükte çok güzel yorumlar yapılıyor.

Benim çok ilginç bir fan kitlem olduğunu biliyorum. Uzun hava söylüyorum bir skeçte, “Allah’ına kurban!” diye bağırıyor biri. Bir gün turnede dışarı çıktık. Biri geldi yanıma, “senin için Ardahan’dan geldim. Bir kere görmek için” diyen insanlar var. Ne diyeceğimi, nasıl davranacağımı bilemiyorum çoğu zaman. Sağolsunlar var olsunlar.

“Ben böyle bir kadınla evlenmek istiyorum, bana neşe saçsın, yüzü gülsün, gözleri gülsün yeter” diyenler de var. 🙂

Askerde olan bir arkadaşım dedi ki; Meltem Güldür Güldür’de her kadın için bir düşünce var. Senin içinse; “Bunu alıcaksın, koyacaksın masanın köşesine, rakını da koyacaksın. Sabah kadar şarkı söyleyecek.” Bu nasıl bir algı bilemiyorum ama hepsine çok teşekkür ediyorum.


Müzik benim serseri yanım


Sesiniz gerçekten çok güzel. Güldür Güldür de zaman zaman dinliyoruz. Ayrıca bir çalışma da yapıyorsunuz bildiğimiz kadarıyla.

Ayrıca bir çalışma değil. Müzik benim hep hayatımdaydı. Farklı dillerde şarkılar öğrenip söylemeyi çok seviyorum. Ama bunu hiç bir zaman profesyonel olarak yapmak istemiyorum. Tiyatroyu bitirdim, oyuncu oldum ve istediğim yerdeyim. Evet hala kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Canınızı sıkan şeyleri tolere etmeyi öğreniyorsunuz. Oyunculukta da böyle. Eğer öğrenemezseniz, oyunculuk yapmanız pek mümkün değil. Müzikle ilgili olarak hiçbir zaman ‘çıkıp da albüm yapayım, konserlerim olsun’ gibi isteklerim olmadı. Müzik benim biraz serseri yanım. Benim canım o gün şarkı söylemek istemiyorsa, kessen söyleyemiyorum. Ama keyfim olsun, bir söylemeye başlarım susturamazsınız. O an gelen bir şey. Söz ve müziği bana ait olan çok sayıda bestem var. Onları da ara ara youtube’da paylaşıyorum.

Sizi daha önceki oyunculuk deneyimlerinizden tanıyoruz ama Güldür Güldür sizin için çok farklı bir deneyim oldu?

Hepimiz için öyle oldu. Çünkü dizide ya da filmde tek tip oynuyorsunuz, ama Güldür Güldür’ün şöyle bir şansı var. Biz şu an 18 kişiyiz ve 18’imiz için de bu bulunmaz bir nimet. Biz her hafta farklı 5 skeç oynuyoruz, 3 tanesinde oynasan 3 farklı karakter çıkarıyorsun demek bu.  Tabii ki kendimizi tekrar ettiğimiz zamanlar oluyor. 72 tane farklı anne çıkaramazsınız. 100. Bölümü çektik biz geçen günlerde. Bu yüzden Güldür Güldür beni çok geliştirdi kendi adıma. Ama artık daha çok sinema filmi yapmak istiyorum. Güldür Güldür devam etsin devam edebilidiği kadar.

Sinema projeniz var mı?

Yazın ekiple Dedemin Fişi’ni çektik. Onun haricinde şu an vizyonda olan Kaçma Birader’de konuk oyuncu olarak rol aldım.


Mudurnu’ya gittiğimde bir parçamı orada bırakıp dönüyormuş gibi hissediyorum


Oyunculuk ve sinema dışında neler yapıyorsunuz?

Aslında oldukça yoğunum. Boş zamanlarım evde kedilerimle ve çalışmalarımla geçiyor. Bir de Mudurnu var. Güldür Güldür’de program çok yoğun olduğu için ayda bir kere de olsa Mudurnu’ya gitmeye çalışıyorum. Dedemin Fişi’ni çekerken Mudurnu’da Fındıcak köyü diye bir köyde çekim yaptık. Bu köyde belediye tarafından bırakılmış köpekler var. Kısırlaştırma da olmadığı için hayvanların gerçekten çok kötüydü durumu. Şu anda da iyi değil. Ama en azından ayda bir kendi gücüm yettiği kadar, arkadaşlarımın da desteğiyle toplu mama bırakıyorum. Köyde iki hane var. Fatma Teyzemiz sağolsun, o da çok seviyor hayvanları. Her gün onlara mama veriyor. Biraz yoğunluğum bitsin. Bir şirket sponsor olur mu, mobil bir kısırlaştırma merkezi kurup destek verebilir miyiz o bölgelere bakacağım, çalışmalar yapacağım. Mudurnu benim için en büyük sorunlardan birisi gerçekten. Gittiğimde dönerken bir parçamı orada bırakıp dönüyormuş gibi hissediyorum.

Şehirlerde de durum çok farklı değil, sokak hayvanları için…

Ben Bostancı’da oturuyorum. Oturduğum mahalle çok hayvan sever. Bu nedenle orada kendimi çok iyi hissediyorum. Turneye gidiyorum mesela sokaktakilerde aklım kalmıyor. Bahçede de baktığım 8-10 tane kedim var çünkü. Hepsini kısırlaştırdım, bakımlarını yaptırdım. Taşınma durumum var, onlar ne olacak diye kara kara düşünüyorum. Sokak hayvanları için biliyorsunuz siz de 5199 sayılı bir yasa var gündemde. Kısırkaya kampından bahsediyoruz. Yani hiçbir yer özellikle barınaklar güllük gülistanlık değil. Hayvanları alıp da daha sonra barınaklara sanki daha korunaklı bir yermiş gibi bırakıyorlar. Şunu düşünmesini istiyorum insanların; her canlının yaşam hakkı var ve buna saygı duymalıyız! Biz insanız, öbürü çiçek, öbürü hayvan. Hiç kimse birbirini, bir hayvanı ya da herhangi bir canı olumsuz duruma düşecek şekilde bir eylemde bulunmamalı. Her şeyi çocukluktan aşılarsınız. Okullarda 15 günde 1 ayda 1 ders olur, okul gezileri mi düzenlenir barınaklara. Nasıl planlanır bilmiyorum ama her şeyin temelden verilmesi gerekiyor.

meltemyilmazkaya7

Siz de değindiniz kısaca can acıtan tecavüzler, sokak ortasından dövülen hayvanlar ve kesilmeyen cezalar… Türkiye’deki hayvan hakları ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Türkiye’de hayvan hakları diye bir şey yok zaten. Ne düşünebilirim bu konuda açıkçası. Türkiye’de her şeyin hakkı tartışılabilir vaziyette. Geçenlerde Erzurum’da köpeği bayılttı köprüden attı birisi. Ertesi gün change.org’ta imza kampanyaları başlatıldı. Fecabook’ta bazı sayfalarda görüyoruz. Herkes galayana geliyor. Ya da Üsküdar’da tekmeleyerek zavallı hayvanın ezilmesine sebep olan kişi hakkında aynı şeyler yaşanıyor. Kimseye haksızlık etmek istemem. Devamlılık önemli diyorum ama bugün bir şey duyuyorsunuz, ama ertesi gün başka bir şey çıkıyor bunun takibi de zor. Türkiye’de hayvan hakları yok diyoruz. Gücüm yettiği kadar tabi yapıyorum, yapacağım. Ama bunu daha büyük mesela belediyeler vs daha büyük projelerle bu yarayı iyileştirmek gerekiyor.

Hayvan sevgisi ve hayvan hakları konsunda duyarlı olduğunuzu biliyoruz. Ama sosyal medyada buna dair çok fazla paylaşımlarınız görmüyoruz. Bunun özel bir nedeni var mı?

Ben bunu çok göz önünde bulundurmamaya çalışıyorum. En çok paylaşım yaptığım sosyal medya hesabım instagram ama onda bile Mudurnu’ya gittiğimde bazen fotoğraf koyuyorum. Eskiden daha fazla koyuyordum ama insanlar altına olur olmaz yorumlar yapıyorlar. “Burada bu kadar muhtaç insan var, ama siz hayvanlara mı yapıyorsunuz” gibi yorumlar oluyor. İnsanlardan sadece şunu düşünmelerini istiyorum: İnsan konusunda hassasiyeti olmayan biri, hayvan konusunda zaten hassasiyeti olamaz. Bir çocuğu güldürmek, sevindirmek, bir hayvanın başını okşamak, bir kaba su koymak. Ne olur yapsak! Bu tip kötü yorumlar beni biraz üzüp kırdığı için çok fazla paylaşım yapmama kararı aldım.


Tanıdık bir yüz görmek önemli oluyor aslında farkındalık yaratmak için


Sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyorsunuz, özellikle hayvan hakları ile ilgili sizce bir ilerleme kaydedebiliyor muyuz?

Bir Destek Bir Huzur var Merve Çay’ın yaptığı bir proje. Ona destek vermiştim. Tanıdık bir yüz görmek önemli oluyor aslında farkındalık yaratmak için. Çünkü insanlar tanıdık bir yüz gördüklerin bakıyor ‘A bu ne yapmış?’ diye. Onu çocuk da okuyor, genç de okuyor, teyzeler, ev hanımları herkes okuyor. Sosyal sorumluluk projeleri içinde yer almak isterim ama sürekli çalıştığım bir yer yok. Bireysel çalışmayı tercih ediyorum daha çok.

Hayvanlar için bir şeyler yapmak isteyen insanlara sizin bir öneriniz var mı?

Proje yapmak konusunu gözümüzde çok büyütüyoruz. Tek başına insanlar gidip bir yere birşeyler yapabilir. Bu da bir proje baktığınızda, bunun için büyük bütçelere gerek yok. Desteğini sağla, araba organize et. Bu küçük çaplı bir proje ama bir sürü cana dokunuyor. Hatta büyük mama firmaları mı olur, şirketler mi olur, ünlü isimler mi olur bilemem. ama egolarımızdan sıyrılıp, ortak bir amaçta buluşuyorsak ve o canlar adına destek için bir araya geliyorsak zaten bir şeyler yapılacaktır. O zaman gözümüzde büyüttüğümüz bir şey haline gelmeyecektir.

Bununla ilgili mutlaka bir hikayeniz vardır o halde?

Pul Biber için Tarlabaşı ile ilgili bir araştırma yaparken Ramazan amca ile tanıştım. Televizyon tamiri yaptığı ufacık bir dükkanı var. Mutfak, tuvalet hiç bir şey yok. Sadece bir masa. Gece o masanın üstüne örtü serip yatıyorlar. 21 sokak köpeği ve 1 kaz ile birlikte yaşıyor. Ramazan amca, plazma televizyonlar çıktıktan sonra kendisine ihtiyaç kalmadığı için, mahalleli öğrenciler ona destek veriyor. Mahallenin desteğiyle ayaktalar. Ama şöyle diyor: “Kızım 3 TL’ye alıyorum ciğer. 3-4 tane de ekmek. Kaynatıyorum onları, ekmekleri de suyuna basıp onlara yediriyorum. Biz de pekmezle yoğurtla günümüzü geçiriyoruz” Baktığınız zaman önemli olan niyet. O adamcağız kendisi doğru düzgün yiyip, içmiyor ama o hayvanları doyuruyor. Kedi maması köpek maması pahalı diyenler var. Alternatifi var, bir paket makarna bir paket bulyon.


Hayat bir yol, bir yerden geldik bir yere gideceğiz.


Pul Biber demişken orada hayat hikayeleri mi yazıyorsunuz?

Aslında kendim yazacağım ancak iki sayıdır hayat hikayeleri denk geldi. Geçen sayı aşktı, bir semazenle yaptım. beşeri aşkı işlemek istemedim. Çünkü o aşkın daha derin bir hali. İlahi aşkı ele alıp semazenle yapmayı tercih ettim. O tesadüfen öyle oldu. Bu sayıda da Ramazan amcaya denk geldim. Ona yer vermek istedim. Başlığım ‘Geçiyorken Uğradıklarım’. Hayat bir yol, bir yerden geldik bir yere gideceğiz. Oradan geçerken bir sürü insana uğruyorsunuz. Siz de öylesiniz. Şimdi de size uğradım.

İyi ki uğradınız.

İyi ki uğradım. Çok teşekkür ederim. Umarım birlikte güzel şeyler yapma fırsatımız da olur.

Yorumlar

Yorum Ekle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Yorumlar

‘Hayvanlara Özgürlük’ Dediler Parti Kurmaya Karar Verdiler

Airbnb’den Bir İlk: Köpek Balığı Manzaralı Su Altı Odası